“Emek ucuz, ekmek pahalı”

2026 yılının başında, asgarî ücret tartışmaları güncel hâle geldi. “Uzman zevat”, hiç durmadan, asgarî ücret üzerine çok değişik konuşmalar yapıyor. “Acaba asgarî ücret artarsa, enflasyon artar mı?” diye soranlardan “asgarî ücret vermeyin,” diye iş adamlarına çağrı yapanlara ya da “bu ücretle yaşanmaz,” diyenlere kadar, farklı sözler söyleniyor. Sendikalar ise, asgarî ücretle kaç simit alınır, hesabı yapıyorlar. Ama o kadar.

Bu büyük bir aşağılanmadır.

İşçi sınıfını, emeği ile çalışanları hiçe saymak, hor görmektir. Bir çeşit dalga geçmektir.

Hepsi birden, Saray Rejimi, onun gerçek sahibi olan sermaye, para babaları, holdingler, onlara hizmet eden uzmanlar, işçi sınıfını satmakta marifetleri kanıtlanmış sendikalar, hepsi birden, işçi sınıfını aşağılamaktadır.

Ev kirası ne kadardır?

Ya da ulaşım maliyeti nedir?

Çocuğunu okula göndermek ne demektir?

Hastalanmak ne demektir?

Soğuktan it gibi titremek ne anlama gelir?

Sendikaların devlet ve işveren adına çalışması ne demektir?

TV reklamlarında, bir çikolata reklamı izletmek ne demektir?

Hepsi ama hepsi aşağılanmadır.

Artık, hiçbir hesap yöntemi işe yaramaz. Ne simit hesabı, ne kira maliyetleri, ne doğalgaz, ne elektrik faturaları, ne vergiler, ne giyim maliyetleri, ne altın hesabı vb. Hiçbiri gerekli değildir. Değildir, çünkü, hesaplamaya gerek kalmayacak kadar açıktır açlık ve yoksulluk.

İşsizlik nasıl bir şeydir? Aç ve işsiz, çocuklarının gözüne bakmak ne demektir? Pazarda sebze ve meyveye bakmak, et reyonlarında eti seyretmek, son kullanma tarihi dolmuş ürünleri alıp tüketmek, hastahane koridorlarında bile bile hastalık kapmak ne demektir?

Aşağılanma nedir?

Saray, tüm halkı aşağılamaktadır.

Kendine “okumuş yazmış” diyenler, ses çıkartmayan işçileri aşağılamakta ama her eylem ortaya çıktığında evlerine kapanmaktadırlar, birahanelere kaçmaktadırlar, dillerini yutmaktadırlar.

Kapitalistler, işçiye tepeden bakmakta, itip kakmakta, fabrikada can vermelerini seyretmektedir.

Sendikalar, işçilerin gözünün içine baka baka, bu ücret yetmez, demekte, yapmaları gereken sendikacılığı unutturmak için, işçilere tepeden bakmaktadırlar.

Liberal solcularımız, aristokrat olmaya heveslenmiş, kendilerini işçi ve halkın bir parçası olmaktan kurtarmış olmanın havası ile, işçileri aşağılamaktadırlar.

Oysa açık ve net bir gerçek vardır.

Emek ucuzdur.

Parfüm üretiminde çalışan bir genç kadın, 16 yaşında ölümü yaşayan kişi, asgarî ücret ne ki, bir parfüm fiyatının altında emeğini satmaktadır.

Otomobili üreten işçilerin 100 tanesi maaşını birleştirse ve başka hiçbir harcama yapmamış olsa, bir araba alabilmektedir.

İşçi çocukları okullara aç, iç donu giymeden gitmektedir.

İşçi çocukları, üniversiteyi kazanmış olsa da, barınma sorunu nedeniyle okulu bırakmaktadır.

Emek ucuzdur.

İşçi sınıfı, uluslararası ve yerli para babaları için mümkün olan en ucuza çalışmaktadır. Sömürü her gün daha da katmerleşmektedir. Ve sömürü, bu hâle geldiğinde, aşağılanma, horlanma da boyut atlamakta, yaşamın her ânını doldurmaktadır. Çürüme, tüm toplumsal yaşamı sarmıştır ve en alttakiler, bundan en ağır şekilde payını almaktadır. Beyler, efendiler, para babaları, işçilerin sırtından geçinen sendikacılar cukkalarını doldururken, işçi ve emekçilere elbette kırıntı-artık bile düşmemektedir.

Emek ucuzdur.

Bu nedenle, kapitalistler kârlarına kâr katmaktadır. Devlet, Saray Rejimi, tüm vergileri işverenlere peşkeş çekmektedir. Büyüyoruz, kalkınıyoruz naraları altında sunulan pembe tablolar, işçi sınıfını aşağılamanın bir başka yoludur.

Saray Rejimi, yağma-rant-savaş ekonomisini uygulamaktadır. Aç ve işsizlik içinde debelenen milyonlara, silah sanayiinin atılımlarını anlatmaktadırlar. Oysa onları üreten işçilerdir.

Emek ucuzdur.

Asgarî ücret toplumun çalışan kesiminin çoğunun maaşıdır.

Emek ucuzdur.

Emekliler, “sefalet ücreti”ne mahkûmdur diyenler, her cephede var. Ama emekliye 1000 TL ilave zam vermek, aşağılamadır.

Bu nedenle sözlerin artık anlamı yoktur.

Emek ucuzdur.

Ama ekmek, hani tüm insan ihtiyaçlarını ifade eden bir madde olarak ekmek, pahalıdır. Peynir pahalıdır, zeytin pahalıdır, sebze pahalıdır, meyve pahalıdır, kira ateş pahasınadır, et seyretmeliktir, yumurta pahalıdır. Ve dahası, tüm bu gıda maddeleri hilelidir. Açlık ve ölüm, kol gezmektedir.

Emek ucuzdur ve ekmek pahalıdır.

Ve bunu değiştirmenin yolu söz konusu olduğunda, sendikalar, liberal solcular susmaktadır.

Demek işçiler, devrimcileri, devrimci sosyalistleri dinlemek zorundadırlar.

Yapılması gereken şey, hesaplamalar yaparak, bilmem hangi yöneticiyi insafa davet etmek değildir. Onlar zaten gerçeği biliyorlar. Buna göz yumuyorlar, çünkü onlar işçilerin düşmanıdır. Uyguladıkları hukuk da düşman hukukudur.

İşçiler, devrimcileşmek zorundadırlar.

Yol bellidir, dayanışma, direniş ve örgütlenme.

Bu, kitlesel direniş hattıdır.

Ülkenin her yerinde var olan direnişlerin büyütülmesi, yayılması, daha örgütlü hâle getirilmesi gereklidir.

Bunun yolu, işçi sınıfının devrimcileşmesidir.

İşçi sınıfı, emekçiler, genel grev ve genel direniş sloganını haykırmalıdır. Sadece bunu haykırmakla yetinemezler. Devrimci sosyalistlerin önderliğinde, bizzat genel grev ve genel direnişi örgütlemelidir. Her direniş, her eylem, bunun için bir basamak olmalıdır.

Emek ucuzdur.

Buna son vermenin tek yolu, örgütlü direniştir.

Bu örgütlü direniş, sadece asgarî ücretin artırılması hedefine kilitlenemez. İşçiler, emekçiler, iktidarı istemelidirler. Üretenler, yönetmeye aday olmalıdırlar. Bunun yolu, devrimcileşmektir. İşçi sınıfının en ileri unsurları, işçi sınıfının önderleri olabilmek için, devrimci saflara katılmalıdırlar.

Şimdi, her devrimci, her sınıf bilinçli işçi, bir köstebek gibi sistemin altını kazmalı ve örgütlenmelidir. Bunu yaparken, her sınıf bilinçli işçi, her devrimci işçi, direnişleri geliştirmelidir. İşçiler, ancak eylemlilik içinde, kendi güçlerini tanıyacaklardır.

İşçi sınıfı, siyasal bir güç olarak siyaset sahnesine girmelidir. Bunun yolu, devrim saflarına katılmaktır. Devrimci işçiler, bıkmadan usanmadan, her direnişte, sosyalizm mücadelesine katılmaları konusunda işçileri uyarmalıdırlar.

İşçi sınıfı devrimci değilse hiçbir şeydir ve gördüğü muamele bugün tam da budur. Fabrikalarda kanı emilen işçiler, aynı zamanda ölüme itilmektedir. Çünkü işçi sınıfı devrimci değildir. İşçiler devrim saflarına katıldıkça, bu süreç değişecektir. Çözüm buradadır. Genel grev ve genel direniş sloganının örgütlenmesi, tam da budur. o

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz