İranlı devrimciler ve işçilerin gözünden dindirilemeyen isyan: Amerika defol, yaşasın devrim!

İran’da bugün yaşananlar, tekil bir ekonomik kriz anının ya da geçici bir siyasal gerilimin ürünü değil. Aşağıda yer alan açıklamalar birlikte okunduğunda, bu sürecin uzun yıllara yayılan, bastırıldıkça geri dönen ve her seferinde yeni toplumsal kesimleri içine alan bir isyan hattı olduğu açıkça hatırlatılıyor. Hayat pahalılığı, ücretlerin erimesi, baskı ve aşağılanma, yalnızca bugünün değil; en kısa periyotla ele alsak bile geçmiş on beş yılın ortak zemini olarak karşımıza çıkıyor.

Bu derleme, İran’daki güncel isyan momentini, doğrudan bu sürecin içinden konuşan dört ayrı açıklama üzerinden anlaşılır kılmayı amaçlıyor. İşçi hareketinin, sol ve sosyalist güçlerin, emeklilerin, öğrencilerin ve farklı toplumsal kesimlerin kaleme aldığı bu metinler; birbirinden bağımsız çağrılar değil, aynı tarihsel krizin farklı yüzleri olarak okunmalıdır.

Tüm iktidar konseylerin eline!

[Bu bölümde yer alan metin, Arak’taki sanayi işçilerinin oluşturduğu Arak İşçi Konseyleri tarafından 11 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan açıklamadır. Metin, grevin ücret talebini aşarak doğrudan iktidar ve yönetim meselesine yöneldiğini ilan etmektedir.]

Arak İşçi Konseyleri Açıklaması

“Tüm iktidar konseylerin eline!”

“Markazi Eyaleti işçilerine, Huzistan’daki yoldaşlarımıza ve İran’ın tüm halkına.”

On yıllardır ekmek taleplerimize kurşunla, onur taleplerimize ise hapishaneyle karşılık verildi. Ancak bugün sessizlik sona ermiştir. Biz, Arak fabrikalarının işçileri, aşağıdakileri ilan ediyoruz:

İşyeri denetimi:
Bundan böyle Makine İmalat Şirketi, AzarAb ve Wagon Pars fabrikalarının yönetimi, doğrudan işçilerin kendileri tarafından seçilen işçi konseylerinin elinde olacaktır. Devlet tarafından atanan yöneticileri ya da rejimin kukla sendikalarını artık tanımıyoruz.

Toplumla bağ:
Grevimiz artık yalnızca ücretlerle ilgili değildir. Arak halkını, güvenlik ve lojistiği yönetmek üzere mahalle konseyleri oluşturmaya çağırıyoruz. Fabrikalarımız sizin de güvencenizdir.

Askerlere çağrı:
Ordudaki kardeşlerimize sesleniyoruz: Kendi babalarınızın katili olmayın. Bizimle birlikte durursanız, konseylerimiz sizin ve ailelerinizin güvenliğini garanti edecektir.

Rejime ültimatom:
Sanayi komplekslerine zorla girme ya da temsilcilerimizi tutuklama yönündeki her girişim, tüm şehre karşı savaş ilanı olarak değerlendirilecektir. İşçilerin kanından tek bir damla dahi dökülürse, ayaklanmanın alevleri iktidardan geriye hiçbir iz bırakmayacaktır.

Biz burada yalnızca ödenmeyen ücretler için bulunmuyoruz. Bu fabrikanın ve bu ülkenin nasıl yönetileceğine karar vermek için buradayız. Patronların ve mollaların dönemi sona ermiştir.

Tüm iktidar konseylerin eline!

İşçi Hareketini ve Sosyalizmi Savunmak Acil Bir Zorunluluktur

[Bu bölümde yer alan metin, Tahran ve Banliyöleri Otobüs Şirketi İşçileri Sendikası üyesi işçi aktivisti Reza Şahabi tarafından kaleme alınmıştır. 4 Ocak 2026 tarihli bu açıklama, işçi hareketine, sola ve sosyalizme yönelik saldırılar karşısında sınıfsal bir savunmanın acil bir zorunluluk olduğuna dikkat çekmektedir.]

İşçi hareketinin, solun ve sosyalizmin; sağcı, faşist ve savaş yanlısı güçler tarafından örgütlü bir saldırı altında olduğu bir dönemde, sınıfsal bir savunma yalnızca bilinçli bir tercih değil, aynı zamanda acil bir sorumluluktur.

Yakın zamanda Instagram’da yayınladığım notun ardından, farklı geçmişlerden işçi arkadaşlardan, toplumsal aktivistlerden ve yoldaşlardan çok sayıda yanıt ve değerlendirme aldım. Bu geri dönüşlerin önemli bir bölümü, notumun temel amacının—yani mevcut koşullarda bağımsız işçi hareketini, solu ve sosyalizmi, ayrıca özgürlük ve eşitlik talep eden hareketleri savunma gerekliliğinin—altını çiziyordu. Bu hareketler bugün, sağcı, faşist ve monarşist akımlar tarafından kasıtlı saldırılara, çarpıtmalara ve sabotajlara maruz bırakılıyor; bu saldırılar çoğu zaman ABD ve İsrail’in askerî eylemlerine açık ya da örtük destekle birlikte yürütülüyor. ABD’nin Venezuela’ya yönelik askerî saldırısının yakın tarihli örneğinin de gösterdiği üzere, bu savaş kışkırtıcısı, işçi karşıtı ve faşist güçlerle yüzleşmek, sınıf mücadelesinin hayati ve acil bir bileşenidir.

Bu yanıtların yanı sıra, farklı yönelim ve geçmişlere sahip bazı değerli meslektaşlardan ve duyarlı emek ve öğrenci aktivistlerinden eleştiriler de aldım. Görüş ayrılıkları ve eleştirel tartışma, işçi ve sosyalist hareketin varlığının doğal ve gerekli bir parçası; kolektif düşünme ve açıklık ruhuyla yürütüldüğünde tartışmayı derinleştirebilir. Ancak metnin bağlamını ve amacını göz ardı eden eleştiriler—bilinçli ya da bilinçsiz—hedefi saptırıyor ve diyalogu, yoldaşça fikir alışverişini güçlendirmek yerine, yapıcı ve anlamlı etkileşimin imkânını zayıflatıyor.

Açık olmalıdır ki, kısa notum ne sosyalizm üzerine teorik bir manifesto ne de siyasal örgütlenme, sınıf oluşumu ya da işçi hareketinin stratejik ufuklarına dair tartışmaları bir araya getirme girişimiydi. Anti-kapitalist bir işçi ve sosyalizmin savunucusu olarak, görüş ve eleştirilerimi uzun yıllardır farklı mücadele pratikleri içinde, çeşitli bağlam ve biçimlerde ifade ettim; etmeye de devam edeceğim.

Söz konusu kısa metnin özgül amacı, işçilerin, ezilenlerin ve protesto eden halk kesimlerinin; işçi, sol ve sosyalist hareketlerin yanı sıra özgürlük ve eşitlik talep eden hareketlerle birlikte durmasının gerekliliğini vurgulamaktı. Bu vurgu, sol ve sosyalizmi halk protestoları içinde itibarsızlaştırmaya ya da onları otoriter güçlerle—özellikle İslam Cumhuriyeti ile—eşitlemeye çalışan gerici sloganlar, kampanyalar ve yoz söylemler dalgasına karşıydı. “Üç yozlaşmışa ölüm: molla, solcu, Mücahit” gibi şiddet içeren ve saptırıcı sloganlar da buna dahil. Metnin hedef kitlesi, yoğun ekonomik ve toplumsal baskı ve aralıksız devlet baskısı altında olan; aynı zamanda sözde muhalefet içindeki sağcı ve otoriter akımların propaganda bombardımanına maruz bırakılan işçi sınıfı ve halktı.

Sözlerim ayrıca, sol ve sosyalist akımların bağımsız işçi örgütlerine “müdahalesi” olarak adlandırdıkları şeye karşı çıkan bazı değerli ve çalışkan sendikacı yoldaşlarıma da yönelik. Bu konuyu defalarca tartıştık ve bağımsız bir işçi örgütünün, tüm işverenlerden, yöneticilerden, kapitalistlerden ve devlet kurumlarından açık ve kararlı biçimde bağımsız olması gerektiği konusunda her zaman mutabık kaldık. Bununla birlikte, işçi arkadaşlarımızın ezici çoğunluğunun—kendilerini solcu ya da sosyalist olarak tanımlasınlar ya da tanımlamasınlar—yaşanmış deneyimleri ve işyeri mücadeleleri üzerinden ulaştıkları anti-kapitalist eleştiri, özünde sosyalist ilkelere dayanmaktadır. Bu durum, belirli grup ya da partilerin bağımsız işçi örgütlerinin iç işleyişine müdahalesi anlamına gelmez. Ülkede işçi örgütlerinin bugünkü zayıflığı esas olarak süregelen baskı, işten atmalar, tehditler, tutuklamalar, hüküm süren kapitalist sistemin her şeyi kapsayan vahşeti ve kitlesel işçi örgütlenmesi geleneklerinin yeterince yerleşmemiş olmasından kaynaklanmaktadır; sol ya da sosyalist eğilimlerin etkisinden değil.

İşçilerin ve emek aktivistlerinin farklı siyasal eğilimlere ve parti aidiyetlerine sahip olabileceği açıktır. Buna rağmen, örgütsel ve yapısal düzeyde tüm siyasi partilerden bağımsız; açık bir tüzük ve şeffaf karar alma mekanizmalarına dayanan, anti-kapitalist ve sosyalist bir yönelime sahip bağımsız işçi örgütleri inşa edebileceğimize inanıyorum. Önceki notumun bir bölümü tam da bu gerekliliğe işaret ediyordu: İşçilerin ve ezilenlerin kendi kaderlerini belirlemede, kapitalizme ve işçi karşıtı, iktidar hırsı taşıyan güçlere karşı direnmede doğrudan, bilinçli ve örgütlü müdahalesi. Bu vurgu, kapitalizmin reforme edilebilirliğine dair herhangi bir yanılsamadan ya da sol siyasi partilerin gerekliliğini inkâr etmekten değil; sağcı saldırılara karşı işçi mücadelesi ve direnişinin yaşanmış deneyimlerinden beslenmektedir.

Aynı şekilde, “işçilerin liderliği ve azami katılımı” vurgusu; işçilerin ve ezilenlerin kendi geleceklerini şekillendirmeye doğrudan, bilinçli ve örgütlü biçimde katılımını ifade ediyor. Bu, işçilerin başka sınıfların yedek gücü ya da piyonu olmaması; tersine, toplumsal ve sınıfsal mücadelelerin yönünü ve ufkunu belirleyen asli güç olarak, bilinçli bir sınıf halinde sahnede yer alması anlamına gelir. Benim için bu kavram, sömürü ve baskının ortadan kaldırıldığı toplumsal ilişkilerin kurulmasına yönelen anti-kapitalist ve sosyalist geleneğin derinliklerine kök salmıştır. Ayrıca, anti-kapitalist işçi sınıfı aktivistleri olarak “adalet”, “özgürlük” ve “eşitlik”e yaptığımız göndermeler de her zaman bu bağlamda anlaşılmıştır. Bunlar hiçbir zaman mevcut yasalarla sınırlı hukuki kavramlar ya da salt ekonomik ve sendikal mücadelelerle sınırlı talepler olmamış; aşağıdan kolektif mücadelenin doğrudan ürünü olmuştur. Tarihsel deneyim göstermektedir ki, sömürü ve ücretli kölelik ilişkileri altında—ister bu düzen ister kapitalizmin başka herhangi bir biçimi olsun—bu ilişkiler köklü biçimde ortadan kaldırılmadıkça, adaletin, özgürlüğün ya da eşitliğin hiçbir biçimi kalıcı olamaz.

Örgütlerin rolü, örgütlenmenin gerekliliği ve işçi ile sosyalist hareketin karşı karşıya olduğu zorluklara dair tartışmaların—özellikle bugünkü koşullarda—zorunlu ve kaçınılmaz olduğu açıktır. Umuyorum ki bu tartışmalar, işçi örgütleri içinde ve özgürleştirici ve sosyalist hareketler arasında, uygun mekân ve platformlarda, sağlıklı, yoldaşça ve ileriye dönük bir biçimde sürdürülür.

Yoksulluğa, hayat pahalılığına ve enflasyona karşı yaşasın mücadele! Devrim için ileri!

[Bu bölümde yer alan metin, İran Sol ve Komünist Güçler İşbirliği Konseyi (Shoraye Hamkary) tarafından 31 Aralık 2025 tarihinde yayımlanan, İran halkının son kitlesel protestolarıyla dayanışma çağrısıdır. Açıklama, sokak eylemlerinin yayılımını, devlet şiddetini ve olası saptırma girişimlerini ele almaktadır.]

Son günlerde İran’ın birçok kentinde kitlesel protestolar dalgası patlak verdi. 28 Aralık 2025 Pazar günü, dolar kurundaki benzeri görülmemiş artış ve fiyatlardaki sert yükselişin ardından başlayan bu protestolar; Tahran Büyük Çarşısı’ndaki esnaf ve halkın eylemleriyle birleşerek, sabahın erken saatlerinde Cumhuriyet (Jomhuri) Caddesi’ne ve ardından Tahran’ın diğer bölgelerine yayıldı. Kitlelerin genel hoşnutsuzluğuna, halkın geçim sıkıntılarına, fırlayan enflasyona ve işçi ile emekçilerin son derece düşük ücret ve haklarına dayanan bu yeni protesto dalgası, pazartesi ve salı günleri de devam ederek İsfahan, Meşhed, Kerec, Hemedan, Keşm, Kiş, Mallard, Mamasani ve Kirman gibi kentlere yayılıp daha geniş yaygınlık kazandı.

Halk protestolarının Tahran’dan diğer kentlere hızla yayılması; Hamaney ve İslam Cumhuriyeti karşıtı sloganların yükselmesi ve Tahran’daki ve ülkenin diğer üniversitelerindeki öğrencilerin hızlı desteği, suçları artık tolere etmeye yanaşmayan emekçi kitlelerin birikmiş öfkesini ve tiksintisini yansıtmaktadır. Yıllardır İran halkını baskı altında tutan; onlara yoksulluk ve yoksunluk dayatan; işçi ve emekçilerin alın teriyle kazanılmış paralarından milyarlarca doları savaşlara, vekâlet güçlerinin genişletilmesine ve nükleer tesislere harcayan otoriter ve gerici bir rejim söz konusudur. İşçi ve emekçilere dayattığı tüm yoksulluk ve sefalet koşullarına rağmen, topluma sınırsız baskıyla; her türlü protesto hareketine ise tutuklama, hapis, idam ve katliamlarla karşılık veren yozlaşmış ve zalim bir rejimdir bu. Son iki günde de görüldüğü üzere, protestocu kitleleri dağıtmak için biber gazı kullanmış, üniversiteleri kuşatmış, göstericileri dövmüş ve kimi durumlarda onlara ateş açmıştır.

İran kitlelerinin son günlerde giderek büyüyen protestoları açıkça göstermiştir ki, geçmiş yıllardaki cinayetler, idamlar, hapisler ve tutuklamalar, ezilen halkın kendisine dayatılan yoksulluk, sefalet ve ayrımcılıktan kurtulma mücadelesini durduramamıştır. Tersine, “Kahrolsun diktatör”, “Kahrolsun İslam Cumhuriyeti” ve “Yaşasın özgürlük” sloganlarıyla yeniden sokaklara çıkılmış; sokaklar iktidardaki gericiliğe karşı mücadele alanlarına çevrilmiştir. Daha da önemlisi, yeni protesto dalgasıyla birlikte Tahran üniversitelerinin militan öğrencileri, sokak eylemlerinin daha ilk saatlerinden itibaren “Ne Pehlevi ne rehber (lider), demokrasi ve eşitlik”, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” ve “Öğrenci ölür ama aşağılanmayı kabul etmez” sloganlarıyla üniversite kampüslerini halkın sokak mücadeleleriyle birleştirmiştir.

Bu arada, 2022’de olduğu gibi, bazı monarşist görünümlü güçler—muhtemelen güvenlik birimlerinin sızmaları—bazı gösterilere katılıp Rıza Pehlevi lehine sloganlar atarak İran halkının mevcut protestolarını bölmeye ve saptırmaya çalışmaktadır. Bu nedenle kadınların, gençlerin ve ilerici güçlerin; bu neo-faşist eğilimleri reddedip tecrit ederek şuanki büyüyen protestoları hızlandırmaları, İsrail’in faşist eylemlerini ve “Manoto” ile “Iran International” gibi sağcı televizyon kanallarının sokak protestolarına ait videoları tahrif edip dublajlayarak deepfake içerikler yaymasını teşhir etmeleri gerekmektedir. İran halkının kitleleri de, sokak mücadelelerinin saflarına mümkün olduğunca geniş katılımla dahil olarak protestoları yaygınlaştırmalı; mücadele birliğini her zamankinden daha fazla güçlendirmeli ve saflara sızarak bölünme yaratmaya çalışanlardan uzak durmalıdır.

Son günlerde emekçi kitlelerin sokak mücadeleleri ve militan, özgürlükçü öğrencilerin bu mücadelelerle dayanışması kadar ve hatta onlardan da önemli olan; işçi grevlerinin oluşması, yayılması ve kitlelerin sokak mücadeleleriyle bağlanmasıdır. Bu, sokak hareketinin ve öğrenci hareketinin bu kritik günlerde İran işçi sınıfından talep etmesi gereken meşru bir taleptir. Kuşkusuz, İran işçileri bu belirleyici günlerde fabrikalarda ve hizmet kurumlarında dağınık grevlerini birleştirir, üretim çarkını durdurur ve ülke çapında grevler örgütlemek üzere birleşik ve örgütlü biçimde ayağa kalkarsa; bu kez İslam Cumhuriyeti’nin yıkıntıları üzerinde devrimin zaferini işçiler, kadınlar ve İran halkının geniş kitleleri kutlayacaktır.

Kahrolsun İslam Cumhuriyeti’nin Kapitalist Rejimi
Yaşasın Özgürlük, Yaşasın Sosyalizm

Halk Ayaklanmasıyla Dayanışma

[Bu bölümde yer alan metin, işçi örgütleri, emekliler ve çeşitli toplumsal gruplar tarafından (Emekliler Birliği – Kermanshah Elektrik ve Metal Derneği – İdam Etmeyin! – Adalet Arayanlar – Sözleşmeli Petrol İşçileri Protestoları Örgütleme Kurulu – Resmî Olmayan Petrol İşçileri Protestoları Örgütleme Kurulu – Hemşirelerin Protestoları Koordinasyon Kurulu – İran Kadınlarının Sesi) 3 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan ortak dayanışma açıklamasıdır. Metin, 2022 ayaklanmasının devamı olarak görülen mevcut süreci ve temel talepleri ortaya koymaktadır.]

Çağdaş tarihimizin en belirleyici anlarından birindeyiz. Bugün sokaklarda, grevlerde ve ülke çapındaki protestolarda yaşananlar, 2022 ayaklanmasının bir devamıdır: Kadın Yaşam Özgürlük sloganıyla başlayan ve kurumsallaşmış ayrımcılığı, sistematik aşağılamayı, aleni baskıyı ve yapısal yoksulluğu ifşa eden bir ayaklanma. Bu ayaklanma, toplumun artık bu adaletsiz düzene ve dayatılan koşullara razı yaşamak istemediğini açıkça göstermiştir.

Zorunlu başörtüsü kalesi artık yıkılmıştır: cinsel ve toplumsal ayrımcılığı kabul etmeyeceğimizi ilan ettik. Batıl inançlara karşı tiksintimizi ve insan onurunu pazarlık konusu yapmayı reddettiğimizi duyurduk. Taleplerimize verilen yanıt kurşun, hapis ve idam olmuş olsa da, birleşik bir sesle yoksulluğa ve yolsuzluğa karşı dik durduk ve tamamlanmamış devrimimiz zaferle sonuçlanana dek taviz vermeyeceğimizi haykırdık.

Bugün, aynı söz ve bağlılığa sadık kalarak, sokaklara çıktık ve haykırıyoruz: Özgürlük, Özgürlük, Özgürlük.

Bugün çıktık, yalnızca ekmek için değil, yaşam için; yalnızca hayatta kalmak için değil, insan onuru ve insanca bir gelecek için.

Kontrolsüz enflasyon halkın büyük çoğunluğunun belini kırdı. Yoksulluk sınırının çok altında ücretler ve maaşlar; yırtıcı özelleştirmeler; rantçılık; çok sayıda mafyanın varlığı; baskı, hapis ve idam; savaş yanlısı politikalar—tüm bunlar halkın yaşamını çöküşün eşiğine getirdi. Toplum kaynama noktasına ulaşmış durumda ve ülke çapındaki protestolar bu kritik durumun doğrudan yansımasıdır.

Çarşı esnafı (Bazariler), çöken ekonominin barometresi olarak grevleriyle sahaya indi.

Bugünkü protesto, halkın yaşamını harap eden asalak bir milyarder sınıfa karşıdır. Sorun yalnızca doların astronomik fiyatı veya enflasyon değil; sorun her gün insan onurumuzu çiğneyen tüm yapıdır. İşte bu koşul, Z Kuşağı’ndan “geçim, onur, vazgeçilmez hakkımız” diye her gün haykıran emeklilere kadar herkesin sokaklara çıkmasına yol açtı.

Bugün biz—işçiler, öğretmenler, hemşireler, emekliler, öğrenciler, kadınlar ve uzun süredir acı çeken tüm halk—şehir şehir sokaklara çıkıyor, özgürlük ve eşitlik çağrısını yükseltiyoruz.

Ne kadar daha yoksulluk çekeceğiz?

Ne kadar daha bu köleliği yaşayacağız?

Ne kadar daha müteahhitlerin, su, elektrik ve sağlık mafyalarının pençesinde kalacağız; iktidar ağlarıyla birleşerek halkın yaşamını her geçen gün daha fazla yok edenler karşısında boyun mu eğeceğiz?

Ne kadar hapis, idam, başörtüsü dayatmaları ve baskı devriyeleri sürecek?

Dünyanın halklarıyla bir kavgamız yok; nükleer zenginleşmeye veya vekâlet güçlerine de ihtiyacımız yok. Halkın belini kıran politikalar bunlardır.

Biz, bu açıklamanın imzacıları ve örgütleri, kendimizi bu ülke çapındaki ayaklanmanın ayrılmaz bir parçası olarak görüyor; Kadın, Yaşam, Özgürlük sloganıyla, halkın özgürlük, refah, adalet ve insan onuru için süregelen mücadelesine tam destek ve dayanışma ilan ediyor; aşağıdaki talepleri dile getiriyoruz:

Devlet baskısı ve öldürmeye karşı birleşik ve kararlıyız; hayatını kaybedenlerin adalet arayan ailelerinin yanındayız. Protesto hakkımızdır. Tüm halk protestolarının tutuklularının ve siyasi mahkûmların özgürlüğü için tüm gücümüzle mücadele edeceğiz ve “İdamsız bir İran” talep ediyoruz.

Ülke çapındaki grevleri desteklemek için, ailelerimizle birlikte şehir merkezlerinde toplanacak ve sokak protestolarının saflarını her zamankinden güçlü kılacağız.

Bölme girişimlerine karşı, saflarımızı “Birlik, Birlik, Yoksulluk ve Yolsuzluğa Karşı” ve “Kahrolsun Diktatör” sloganlarıyla birleştireceğiz; Zahedan halkıyla birlikte haykıracağız: “Şimdi birlik zamanı; şimdi devrim zamanı.”

Yedi yüz bin tomanlık bir destek, yoksulluk sınırının çok altında ücretlerle dayatılan yoksulluğa çözüm değildir. Boş bir hazineyi konuşmayın. Baskı güçlerinin, vekâlet güçlerinin ve verimsiz dini kurumların astronomik bütçeleri kesilmelidir. Ayetullahların, yetkili ailelerin ve iktidar çetelerinin elindeki milyarlarca dolarlık servet, halkın yaşamını iyileştirmek için geri alınmalıdır—ekmek, benzin ve diğer temel ihtiyaçların maliyetleri düşürülmelidir.

Lider aramıyoruz; talebimiz, bir yüzyıl süren sömürü ve despotizmi sona erdirmek ve yağmacı azınlığın halkın kaderini kendi başına belirlemediği bir toplum inşa etmektir.

Protestoların kararlı sürdürülmesi, grevlerin yayılması, uyanıklık ve birlik; ilerlememizin ve bastırılmış özlemlerimizin gerçekleşmesinin garantisidir. Seçtiğimiz yolda güçle devam edeceğiz ve birlik ve dayanışmamızla bu köleliğe, yoksulluğa, aşağılamaya ve eşitsizliğe son vereceğiz.

Son olarak

Bu üç açıklama birlikte okunduğunda, İran’daki isyanın yalnızca bugünün ekonomik göstergeleriyle açıklanamayacağı açıktır. 2009’dan bu yana farklı biçimler alarak süren; 2017, 2019 ve 2022’de yeniden patlak veren bu toplumsal hareket, bastırıldıkça geri dönen tarihsel bir çelişkiyi işaret etmektedir.

Bu nedenle İran’daki isyan, emperyalistlerin jeopolitik hesaplarıyla, milliyetçi ezberlerle ya da monarşist nostaljilerle anlaşılamaz. Yukarıdaki metinlerin de açıkça gösterdiği gibi, bu hareket kendi toplumsal deneyiminden, kendi yoksulluğundan, kendi baskı ve direniş hafızasından beslenmektedir. Dindirilemeyen olan da tam olarak budur.

ABD ve soykırımcı İsrail, bu isyana da müdahale etmeye ve İran halkının isyanından yararlanarak İran’ı emperyalizmin planlarına yönelik dizayn etmeye çalışmaktadır. Pahlavi ABD müdahalesini çağırırken, İran devleti eylemleri dış müdahale olarak nitelendirip bastırmaktadır. Buna karşı isyan, “Ne Pehlevi ne rehber (lider)” sloganıyla, bu dinamiklere indirgenemeyeceğini göstermiştir

Arak işçilerinin konsey çağrısıyla birlikte görüldüğü üzere, isyan artık yalnızca itiraz eden değil; yönetmeye talip olan bir hatta ilerleme isteği seçilmeye başlanmıştır.

Mesele dindirilemeyen isyanı örgütleyerek sosyalist devrime döndürmektir.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz