“Bu da yaşamak mı?” diye sordu içimizden biri.

Bu da yaşamak mı… Sabah git, akşam gel… Bitmeyen yükler… Ay sonunu nasıl getireceğim, kiraya nasıl yettireceğim, ev sahibi kağıt göndermiş, çocuk da derslerden geri kaldı, mesai var akşam, dönünce şu işleri halledip çocuğun ödevlerine bakıp, önce yemeğini ısıtıp yedirip, bizimki de geç gelir, suratı yine asık, çamaşırlar katlanacak, verimliliği arttıracağız dedi patron, Nurcan dedi suyumuzu çıkaracak bunlar iyice bizim, herkes gezsin tozsun biz çalışalım 10 saat, haklı kız, otobüs nasıl havasız, son koltuğa koştu oturdu bak ordaki, bu sene yeni zam olmayacakmış, eskisi oldu da ne oldu, bu da yaşamak mı…

Bu yaşamak mı? Değil diyorsan, dün yaptıklarımızdan farklı bir şey yapmamız gerekiyor demektir artık. Hepsini sen kabul edersen, kim değiştirecek? Senin yerine yaşamını kim değiştirebilir?

Öyle ya da böyle yaşıyoruz diyorsan, Yıldızposta’da eğlence mekanının tadilatında yanarak can veren 29 işçi yaşamıyor artık. İliç’te maden cinayetinde siyanür göçüğünün altında kalan işçiler yaşamıyor artık. Boşanmak istediği için evli olduğu erkek tarafından, sevgilisi tarafından, babası tarafından öldürülen kadınlar yaşamıyor artık. İstismar edilerek öldürülen çocuklar da. Bu düzen bize ölüm vaat ediyor. Egemenlerin dünyayı paylaşmak için açtıkları savaşta onlar adına ölmeyi vaat ediyor. Önlenebilir hastalıklar yüzünden ölmeyi, açlıktan ölmeyi, dünyanın her yerinden dünyanın her yerine göç yollarında ölmeyi…

Yaşadığımızdan utanalım diye değil bu yazdıklarımız. Yaşayalım diye, ama hep birlikte, insanca ve onurlu… Geleceğimizden korkmadan, sömürülmeden, aşağılanmadan, dünyadaki tüm güzelliklere ulaşarak, paylaşarak, severek, anlayarak yaşayalım diye.

Kapitalizm insanı insanlıktan çıkaran bir düzendir. İnsanca olan her şeye düşmandır. Çünkü insanca olan, biz üretenlerin yarattığı değerler; paylaşmak, dayanışma, birbirine güvenmek, inanmak, bu düzenin egemenlerinin çıkarına değil. Onlar insanı yalnızlaştırmak ister. Güvensiz, yalnız ve korku dolu insan… Korkuyla yaşayacak, egemenlerin istediği kadar üretecek, onların istediği kadar tüketecek. 

İşte bu düzen, bir gün içinde yaşadıklarımızın arkasında işleyen çark. Bunu kabul etmek mi o zaman yaşamak? Ne pahasına? Biz değiştiremeyiz diye mi? Egemenler öyle iyi biliyor ki değiştirebileceğimizi… Bundan tüm çıkardıkları yasalar, Saray Rejim’leri, bundan kolluklarıyla korku salmaya çalışmaları, bundan, her işçi direnişine, her kadın eylemine, öğrencilerin tüm taleplerine düşmanca saldırmaları. Biliyorlar ki, bu düzeni döndürenler, üretenler, yani biz, onların karlı hesaplarını bozabiliriz. Bu yüzden bir araya gelmemize her yol ve yöntemle engel olmaya çalışırlar.

Direnmek yaşamaktır!

Direnmeden, tüm bu koşullara boyun eğerek, kimse bizim adımıza yaşamlarımızı kurtarmadı, kurtarmayacak. Egemenler güçlü, çünkü örgütlüler. Biz de yaşamlarımızı kazanmak için güçlü olmak zorundayız. Kendi yöntemlerimizle, bizden olanlarla, sınıf kardeşlerimizle bir araya gelerek. Yaşamak direnmeden olmuyor, güç de örgütlenmeden, birlikte kararlar vermeden, birlikte harekete geçmeden…

Direnişler yol gösteriyor. Gezi’yi hatırla! Direniş günlerinde tanımadığın binlerce insana nasıl güvendiğini, yan yana yürüdüğünü, nasıl güç olduğunu hatırla, gündemi bizim belirlediğimizi hatırla. Haklarını kazanan işçilerin grevlerini hatırla, Tekel direnişini, Ankara’nın göbeğindeki direniş çadırlarını hatırla, direnişten öğren; Akbelen ormanlarını savunan köylülerin direnişi, Van’da yerel seçimlerde usulsüzlüğe karşı sokaklara çıkan halkın direnişi, Filistin halkının direnişi… Bir esir olarak yaşamaya karşı direnmek yol gösteriyor.

Kazanmak için ise örgütlenmeliyiz! Bu yaşam koşullarına, bu geleceksizliğe karşı planımız olmalı. En yakınımızdakilerle, atölyede iş arkadaşımızla, mahallede komşumuzla, bizimle ortak sorunları paylaşanlarla bir araya gelmektir örgütlenmek. Birlikte karar vererek harekete geçmek, eylemli olmaktır. Kaderimizi ellerimize almak böyle mümkün.

Herkese yetecek kadar gıdanın üretildiği bu dünyada kimse aç kalmamalı. Kimse ilaçsızlıktan ölmemeli. Sağlık, beslenme, eğitim, barınma ücretsiz olmalı. Kimse yalnız hissettiği için istemediği yaşamlara boyun eğmemeli. Dünyanın güzelliklerini gezip görebilmeli herkes, göç yollarında değil, özgürce… Bunun için, insanca ve onurlu bir yaşam için, sosyalizm!

Bize reva görülen yaşama karşı, kendi isteklerimiz için bir araya gelmek, işçiler, halklar, kadınlar, öğrenciler, birleşen seslerimizle haykırmak için 1 Mayıs’ta Taksim’de buluşuyoruz!

Her gün 1 Mayıs, her gün kavga!

Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber, ya hiçbirimiz!

Kaldıraç

8 Nisan 2024

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz