“Kaybedeni olmayan seçim”!

31 Mart 2024’te, yerel seçimler yapıldı. Sonuçları, birçok açıdan artık ortadadır.

AK Parti, büyük kayıplarla seçimden çıkmış, CHP, hem üç büyük şehri yeniden almış hem de Bursa ve Manisa gibi, Adıyaman ve Afyon gibi iller Cumhur İttifakı’ndan CHP’ye geçmiştir.

Bu durumun neyi gösterdiği üzerine durmak istiyoruz.

1

AK Parti seçimlerde büyük kayba uğramıştır. Ortaya konan sonuçlara göre, CHP %37,74 oy oranı ile birinci parti olmuştur ve AK Parti’nin oy oranı %52’den %35,49’a düştü. YRP, üçüncü parti olarak görünmektedir ve oranı %6,19’dur. Elbette oranlar, bildiğiniz gibi, gerçek oy gücünü göstermez. DEM Parti %5,68, MHP %4,98 ve İYİ Parti %3,77 oy oranına sahiptir.

Oy oranları, tam olarak partilerin gücünü göstermeyebilir. Mesela DEM Parti seçmeni, birçok yerde “kent uzlaşısı” çerçevesinde CHP adaylarına oy vermiş gibi görünmektedir.

Ama önce bir noktanın altını çizmeliyiz.

Seçimler hilesiz değildir.

Bu seçimlerde de hile vardır. Mesela Şırnak’ta, bize gelen bilgilere göre 5500 taşıma oy vardır ve bu sayı Kars’ta 7000’i geçmektedir. Toplamda 48 bin taşıma oy olduğu söylenmektedir ki bizce baştan aşağıya hatalıdır.

Hatalıdır derken, seçimdeki hile miktarını yansıtmaz.

Mesela Diyarbakır’da, eğer hile olmamış olsa DEM Parti, çok daha yüksek bir oy oranına sahip olacaktır. Ya da bunun gibi, seçilen başkanı değiştirmese de, oy oranlarını değiştiren çok hile vardır. Elbette başkanları değiştirenler de vardır.

Tahminlere göre, %15 civarında hile olduğu, bu hileli oyların ise, AK Parti ve MHP’ye (HÜDA PAR ve BBP’ye de elbette) gittiği biliniyor.

Bu durumda, “uzmanlar” ne der bilmeyiz ama AK Parti’nin oy oranı %20’nin altında, Cumhur İttifakı’nın toplam oy oranı da %25’in altındadır. Bunu söylemek mümkündür.

Ama, eğer seçimlerde hiç hile olmamış olsaydı, %20-25 arasındaki bir oy oranı ile AK Parti ve MHP’li, Cumhur İttifaklı Saray Rejimi’ni kısır bir döngüye sokmuş olurlardı.

Oysa şimdi, ciddi bir oy kaybı var olsa da, kritik eşiklerin altına inilmediği fikri “uzmanlarca” savunulabilir ve böylece, “siyasal istikrar” korunabilir. Fikir budur.

Demek ki egemen, daha büyük hilelere yönelmemiştir.

2

Hile dediğimiz zaman, lütfen dikkatle dinleyiniz. Hile, eğer efendi, ABD, NATO tarafından yapılıyorsa, mesela tüm NATO güçleri buna tamam diyorsa, o durumda sonuçlar, çok daha farklı olabiliyor. Mesela, AK Parti İstanbul’u Saray’dır. Saray Rejimi’nde hilesiz iş olmaz.

Bu seçim sonuçları, 10 ay önce yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında kararlaştırılmıştır.

Kanıtımız mı ne?

Mesela CHP; “işimiz belediye” derken tam da buna yatmaktadır.

Mesela CHP, seçimden zaferle çıksak bile erken seçim çağrısı yapmayacağız, derken, bu anlaşmaya uyacaklarını ifade etmiş olmaktadır.

Mesela Erdoğan’ın, seçim sonuçlarını kabul ediyoruz, demesi bunun işaretidir.

Erdoğan’ın söylediklerine dikkat edelim:

“Demokrasimize yaraşır bir olgunlukla tamamladık. … Seçimler demokrasilerin en kritik günleridir. Milletin iradesi sandıkta tecelli eder. Millet siyasetçilere mesajını sandık vasıtasıyla iletir.”

Ne kadar ilginç değil mi? Mesela 10 ay önce hileler ayyuka çıkmışken neredeydi bu “sandık ve milli irade” vurgusu? Mesela “atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü kime aittir?

İşin ilginci CHP de aynı sözleri söylemektedir. “Kaybedeni olmayan seçim”, ilgiye değerdir. Oysa biz burada Cumhur İttifakı’nın kaybettiğini söylüyoruz.

Ne ilginç! MHP başarılıdır, YRP başarılıdır, CHP başarılıdır, yani herkes başarılıdır. Peki kim kaybetmektedir? CHP diyor ki, “kaybeden yoktur.”

3

Dahası var. CHP özellikle, fazla sevinmeyin, sevinirken dikkatli olun, gibi tuhaf açıklamalar yapmaktadır. Şöyle bir manzara düşünün, sevinen CHP’liler yüzleri gülerken, ağızlarını sımsıkı kapatıyorlar. Soruyorsunuz, niye ağzınız kapalı, yanıt, “fazla sevinmemeliyiz.” İşte manzara budur. Yıllardır oyunu yükseltemeyen bir parti, yıllardır %25’i geçemeyen bir parti, birinci parti oluyor ve “sakın sevinmeyin” diyor. Sakın çok sevinip de, AK Partilileri üzmeyin, diyor. Ne kadar ince bir politikadır bu!

Bize göre bu, efendilerin anlaşmasının sonucudur.

Efendiler, Mayıs 2023’te genel seçimlerin hile ile AK Parti’ye verilmesinin karşılığında, yerel seçimlerde AK Parti’ye, tam saha hileli destek vermeyecekleri konusunda anlaşmışlardır. Böylece, hileler sadece Saray’ın eline kalınca, tüm hilelere rağmen, sandıklarda AK Parti oylarındaki düşüş ortaya çıkmıştır.

İyi de, bu anlaşmalar, sadece bununla sınırlı olmaz. ABD ve AB, sadece bu kapsamda bir anlaşma yapmazlar.

Öyle ise şimdi ne olacak?

4

Öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan’ı İran’a saldırı konusunda teşvik edecek bir durumu ortaya koymuşlardır. Erdoğan, aslında meşru olmayan, ne yasal ne de seçim sonuçları itibari ile kazanamadığı bir iktidarı sürdürecektir. Nihayetinde Erdoğan, “kullanışlı”dır. Ama aynı Erdoğan, şimdi efendilere hile yapmakta daha fazla zorlanacak, onların taleplerine evet demek için birçok nedene sahip olacaktır. Eğer Erdoğan, efendilerin isteklerini sorunsuz yerine getirmezse, sonu bellidir. Bu sıradan bir talep değildir. Öyle sıradan bir talep için bu denli anlaşmalara gerek olmaz. TC devleti, İran’a karşı savaş için teşvik edilmektedir.

Hem zaten Saray Rejimi, uzun süredir bir ABD ve NATO tetikçisidir. Mesele Suriye olunca, oraya dalmak, savaş naraları atmak kolaydır. Mesele Libya olunca, orada da hevesler kabarmaktadır. Ama mesele İran ise, eğer öyle ise, iş zordur ve heveslere korkular karışmaktadır.

Tümü bu değildir ama önemlisi budur.

Buna bağlı olarak, Saray Rejimi’nin “içeride ve dışarıda savaş” politikası, bu hedeflere bağlı olarak, dünya çapında hızlanan savaş planlarına bağlı olarak, içeride egemenlerin etrafında bazı düzenlemelere ihtiyaç duydukları açıktır. Bunun için, Saray Rejimi’nin güçlendirilmesi üzerinden, bir çeşit “uyum”a ihtiyaç duydukları açıktır.

Eğer, CHP ve DEM Parti’nin, hiç hilesiz bir seçimle sandığa yansıyan güçleri ortaya çıksaydı, bu durumda Cumhur İttifakı %25’lerde kalırdı ve bu sefer de planları riske girerdi.

Demek oluyor ki, efendiler için CHP, yerel seçimlerde iş görebilecek ama iktidarda iş göremeyecek bir durumdadır.

Bu nedenle CHP, “işimiz belediye” demekten geri durmamıştır.

Şimdi, Erdoğan, hem karşısına çıkan bir alternatif aday olarak İmamoğlu ile tehdit edilebilir, hem de daha kullanışlı hâle getirilebilir.

5

Demek oluyor ki, seçim sonuçları Cumhur İttifakı’nın büyük kaybına işaret ediyor ama aslında bu kayıp, hâlâ hilelidir ve daha şiddetlidir.

Bu durumda, 10 ay önce halka “bunlara nasıl oy verirsin” diyenler, şimdi “bravo” derken, aslında seçimlerin hileli olma hâlini hâlâ anlayamıyorlar demektir.

Sorun halkta değil. Halkın pirüpak olduğunu söylemiyoruz ama sorun her zaman seçimleri bir hileli düzenek hâline getirmiş olan Saray Rejimi’ndedir.

Bu nedenle, halka, “fazla sevinme” deniyor. Çünkü sevinir de sokaklara taşar, iş kontrolden çıkar diye korkuyorlar.

6

Elbette, belediyeler ile Saray Rejimi dengelenemez.

Bazı “uzmanlar”, Saray Rejimi’nin kural ve yasa tanımaz hâlinin, bu yolla, yerel yönetimlerle dengeleneceği fikrindedirler. Hiçbir biçimde doğru değildir ve gerçekçi hiç değildir.

Saray Rejimi, mesela DEM Parti’nin yeniden kazandığı yerlerde kayyum politikasına da gerek duymayacaktır. Bunun yerine, mesela belediyelerin zaten kısıtladıkları yetkilerini daha da fazla kısıtlayacaklardır.

Mesela İmamoğlu artık belediye meclisinden taksi sorununu çözmek için kararları çıkartmakta zorlanmayacaktır. Ama yeni Cumhurbaşkanlığı kararları ile, tüm ülkede belediyecilik, baştan aşağıya daraltılacaktır. Bunu zaten yapıyorlar. Ama daha fazlasını da göreceğiz.

Belediyecilik ne mi olacak?

Belediyeler, çöp toplayacak, su paralarını toplayacak, lokanta açacak, bazı insanlara iş bulacak, sosyal yardımlar yapacak vb. Bunun ötesi olmayacak.

Saray Rejimi orada durmaktadır.

Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Yerel seçimlerde alınan belediyelerle, Saray Rejimi dengelenemez.

7

Bu vesile ile tüm sola ya da solun bazı kesimleri de dâhil DEM Parti için sürekli olarak “AK Parti ile işbirliği yapacak” diyenlere sormak gerekir: Şimdi ikna oldunuz mu? Sanmıyoruz. İkna olmazlar. Onlar, her zaman Kürt hareketine, egemenin bakış açısına bir miktar “insanî sos” ekleyerek bakmaktadırlar.

Saray Rejimi’nin savaş politikaları değişmeyecektir. Tersine, daha da savaş politikalarına dayalı politikalar ortaya çıkacaktır. İçeride bazı düzenlemeler ile gelişmekte olan tepkinin sisteme karşı tepkiye dönüşmesini önlemek, o tepkiyi hafifletmek, düdüklü tencerenin kapağını biraz aralamak yolu ile patlamayı önlemek istedikleri açıktır.

8

Elbette yerel seçim sonuçları, her şeye rağmen, kitlelerde bir umut olacaktır. Önemli olan, bu umudun, AK Parti’nin kaybının, 4 yıl sonrasındaki seçimleri beklemek için kullanılmasını önlemektir.

İşçi ve emekçilere, kadınlara ve gençlere, sisteme muhalif olan herkese gerekli olan, örgütlü mücadeleyi geliştirmektir. Yerel seçimlere en başından böyle yaklaşmak gerekir ve bu bugün de geçerlidir. Yerel seçim sonuçları, yapılan çalışmaların tümü, daha ileri bir örgütlülüğü geliştirmek için ele alınmalıdır. Bize gerekli olan budur.

Saray Rejimi, ancak ve ancak, halkın gelişen tepkisini örgütleme ile yıkılabilir. Gelişen tepkinin hedefi, yönelmesi gereken yer, bizzat sistemin kendisi ve onun sivri ucu olan Saray Rejimi’dir. Görev budur ve bu görev örgütlülük ile geliştirilebilir.

9

Yerel seçimler, içinde yer aldığımız ekonomik krizi ortadan kaldırmayacaktır. Ne emeklilerin maaşları artacak, ne işçilere daha iyi çalışma koşulları sunulacak, ne sağlık sistemi, ne eğitim sistemi kâr ve ranta dayalı olmaktan çıkartılacaktır.

Bunu biliyoruz.

16 milyon emeklinin yaklaşık 10 milyonu, 10 bin lira ve altında maaş almaktadır. Bu durum, yaşamı çoktan çekilmez hâle getirmiştir ve bu durumun değişmesine ilişkin hiçbir belirti yoktur.

Ülke ekonomisi, açık olarak uluslararası tekellerin denetiminde bir konsorsiyuma devredilmiştir. Bu, modern Düyûn-ı Umûmiye’dir. Bu modern IMF anlaşmalarının yeni hâlidir. Artık uluslararası tekeller ekonomiye el koymuştur. Bu durum, açık olarak işçilerin, emekçilerin yaşamını daha da kötüleştirecek bir süreç demektir. Sömürü daha da katlanacaktır, işsizlik daha da artacaktır, açlık daha da yaygınlaşacaktır. Tüm bunlara karşı mücadele etmek demek, hayale kapılmadan, kendi örgütlenmemize dört elle sarılmamız demektir. Yerel seçim sonuçlarının, hileli olsa da, getirdiği “moral”, bu açıdan bir zemin hâline getirilebilir. Herkesin bir parçası da olduğu halkı suçlaması dönemi geride bırakılabilir. Ayağa kalkmak için, örgütlenme ve direniş hattına sahip çıkmak için, bu durum bir basamak olabilir.

Bu açıdan, önümüzde 1 Mayıs 2024 var.

Hem Anayasa Mahkemesi’nin kararı düşünülürse, hem geçen yıl Maltepe’de yapılan kutlamalardan sonra herkesin hemfikir olduğu hatırlanırsa, 1 Mayıs’ın kitlesel bir 1 Mayıs olarak Taksim’de kutlanması, bu açıdan büyük bir öneme sahiptir. Sendikalar, bu konuda yan çizmekten vazgeçmelidir. Her sendika, bizzat sendikacıların, bir yıl önce Maltepe kutlamalarından sonra, “gelecek 1 Mayıs Taksim’de olmalıdır” yollu açıklamalarını hatırlamalıdır. İşçiler, sendikacılara bunu hatırlatmalıdırlar.

Kitlesel direniş, ancak örgütlenme ile ilerletilebilir.

Saray Rejimi, ancak örgütlü direniş ile alaşağı edilebilir.

Bölgemizde ve dünyada barış, ancak Saray Rejimi’nin devrilmesi ile sağlanabilir. Her ülkedeki işçi ve emekçiler, kendi egemenlerine karşı mücadele etmeyi öncelikli mesele hâline getirmelidirler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz