Müjde… Müjde… Müjde…

Öyle şaşırmayın, müjdelere alışmış olmalısınız.

Müjdeler sadece Saray’dan mı gelecek?

Altılı masa, acaba ne zaman “müjde” verecek? Öyle ya, madem Erdoğan’a muhalifler, birkaç müjde de onlar vermelidir.

Saray Rejimi, Erdoğan’ın ağzından, sık sık müjdeler veriyor. Memleketimiz müjdelerden geçilmez hâle geldi. Her gün bir yeni müjde veriliyor.

Erdoğan’ın ağzından çıkan müjdeler, gerçekte, Saray Rejimi hakkında epeyce bilgi veriyor. Saray Rejimi, artık çürümüş, kokuşmuş bir sistemdir. O hâle gelmiştir ki, artık “normal” kabul edeceğimiz hiçbir şey yok.

Ülkemiz müzik piyasası da buna benzer. Kapitalizmin tekelci aşaması, tekellerin egemenliği, tekelci rekabetle birlikte var olur ve tekelci rekabet, reklamcılık işinin zirvesidir. Manipülasyon, aldatma, bu reklamcılık piyasasını anlatmaya yetmez, tekellerin hâkimiyet ilişkilerinin gerektirdiği şiddet, reklamcılıkta da vardır ve buna bir de ideolojik şiddet eklenir. Reklamcılık, sadece manipülasyon, sadece aldatma demek değildir, ideolojik şiddettir de ve hedefi insanları tüketim toplumunun nesneleri, esirleri hâline getirmektir. Tükettikçe var olan ve bundan övünç duyan bir insan yaratmak için, beyinlere ciddi bir şiddet uygulanması gerekir.

Bu reklamcılık, mesela müzik piyasasında, sürekli “normal” olmayan kavramlar önümüze getirir. Star, süper star, mega star vb. İşte bu, aslında kavramları da tüketmek, harcamak demektir. Her şey tüketim içindir ve her şey tüketilmektedir. Sevgi, sevinçler, düşünceler, her şey tüketilmektedir.

Mesela Saray Rejimi, bir başkan gibi bir şey yarattı. Bu başkan gibi şey koltuğuna oturan, kendini her şeyin başkanı ilan etti. Varlık Fonu başkanıdır ve kendine karşı sorumludur. Futbol işinin başkanıdır. Parti başkanıdır. Her şeyin başkanıdır. Ve elbette sonuçta, “tarihsel” bir kişilik olarak da yerini almak istemektedir. O zaman, en başkan, süper başkan, mega başkan gibi kavramlara karşılık gelecek unvanlara ihtiyaç duymaktadır. “Allah’ın tüm sıfatlarını taşıyan adam” mesela. Mesela “sultan”, mesela Sultan Abdülhamid. Ve Saray Rejimi, bu unvanları çok “sevmeye” başladı. Erdoğan da bu unvanların hepsini birden sevdi.

Başka hiçbir ciddi işi olmayan, aslında bir açıdan bakılınca bir kukla hâline de gelmiş olan Erdoğan, açıklamalar yapmakta hep en önde oldu.

Mesela, kar yağacak ve yarın okullar tatil olacak. Elbette açıklamayı, reis, Abdülhamid, sultan, padişah vb. unvanların sahibi yapacaktır. Zaten diğer işlere de çok yaramamaktadır. Pandemi bitti mi, bunu elbette, “müjde” olarak Erdoğan verecektir.

Asgarî ücret mi açıklanacak; elbette bu bir müjdedir.

Saray Rejimi, sürekli “müjde”ler açıklamaktadır.

Koskoca Saray, elbette müjdeler verir.

Gerçekte Saray’ın kendine ait bir yaşamı vardır. Orada hayat bir başkadır. Nasıl olduğu bilinmesin diye, duvarları yüksektir. Kapıların ardında neler döndüğü bilinmez ve odalarında neler olduğu merak edilir.

Saray’ın mesela özel bir mutfağı vardır.

Mesela Saray’ın mutlaka haremi vardır ve Emine Erdoğan, Ahmet Hakan’a, “harem bir eğitim yuvasıdır” demektedir. Baş öğretmeni kimdir bu haremin bilmiyoruz elbette. Hatta, eğitim programını, yani müfredatı da bilmiyoruz. Harem öğretmenlerinin asgarî ücretle çalıştığını sanmıyoruz elbette. Koskoca saray burası.

Saray, mesela soytarıları ile ünlüdür. Soytarısız saray olmaz. Acaba bizim Saray’ın soytarıları, danışmanlar mıdır? Mesela Mehmet Uçum, saray soytarısı mıdır? Muhtemelen değildir. Zira soytarılık da bir meziyet gerektirir. Uçum’un, hukukî açıklamalarının bu denli komik ve temelsiz, ciddiyetten uzak olması, onun soytarılık yeteneğinden değil, Saray Rejimi’nin içinde bulunduğu hâlden ötürüdür.

Saray müjdeler verir. Bunu öğrendik.

Erdoğan, son dönemde halka müjdeler vermektedir. Mesela geçen sene, asgarî ücreti 4254 TL olarak müjdelemişti. Sonra, bu müjdenin neye mal olduğunu, tüm işçi ve emekçiler gördü. Bu sene ise, Erdoğan, asgarî ücreti 8504 TL olarak ilan etti. Geçen sene asgarî ücreti açıklanırken, daha coşkulu bir kutlama da yapıldı, davullu zurnalı halaylar çekildi. Bu halayları, SADAT değil, İletişim Başkanı Altun organize etmiş olmalıdır. SADAT, daha çok Beyoğlu patlamaları gibi işleri organize ediyor ve Saray’a, “yaptık efendim” diye haber veriyor. Ve Saray’daki sultan, elbette, bunun karşılığında “ulufe” dağıtıyor.

Ulufe, yeniçerilere ve kapıkuluna dağıtılıyor. Ondan halkın pay alması olmaz.

Halka “sadaka” verilir ve sadaka, en çok bayram zamanları dağıtılır.

Modern sultanlığımız, sadakaları, oy karşılığı dağıtmakta, bu nedenle bir bölümünü önceden, bayram öncesinde vermektedir. Mesela seçim olacaksa, ramazan bayramında, sadaka dağıtılacaktır.

Ama Beyoğlu bombalamaları, Gar katliamları gibi katliamlarda görevli olanlara ya da mesela Saray için özel yazılar yazan “uzmanlara”, bazı tanınmış kişilere “ulufe” verilmektedir. Her ne kadar bu ulufe alan modern yeniçeriler ve kapıkulları, bundan mutlu iseler de, aslında onların gözleri, “rant” işindedir. Biliyorlar ki, bu memurlar, aslında esas kaymaklı kadayıf, Saray çevresindeki “kıymetli”lere dağıtılmaktadır. Mesela Kalyon, mesela Kolin vb. gibi. Bu nedenle bu ulufe alan yeniçeri ve kapıkulu takımı, esas olarak bu rant alanlara, “nazar” değecek tarzda derin bir kıskançlıkla, kötü enerji ile bakmaktadır.

Demek, kimisine rant verilmektedir, kimisine ulufe düşmektedir.

Halkın bir kesimine ise sadaka layık görülmektedir.

Ama Saray, artık müjdelere de sahiptir.

Bu müjdeler, işçi ve emekçilere, geniş halk kesimlerine düşmektedir.

Mesela Karadeniz’de gaz bulundu müjdesi gelmektedir. Ardından doğalgaz fiyatları artmaktadır. Demek oluyor ki, müjde verildiğinde, herkes “cambaza” bakmakta, cambaza bakarken cepleri boşalmakta, sofrasından ekmek çalınmaktadır. Kısacası Saray’ın her müjdesi, bir çeşit “yağlı kazık” gibidir.

2023 yılı, müjdelerle başladı.

Müjde; asgarî ücret 8500 TL oldu. Ama ardından, sonu gelmez zamlar, vergiler, harçlar devreye sokuldu. Daha 8500 TL insanların eline geçmeden, ceplerinden paralar çalınmaya başlamıştır. Çok değil, birkaç ay sonra 8500 TL, açlık sınırı diye açıklanan rakamın altında kalacaktır. Hatta daha bugünden böyledir.

Reis, Sultan, aslında çok sıkça karşı çıktığı EYT’lilerin emekliliğini, bu kez, müjde olarak verdi. EYT’lilerin mücadelesi nihayet sonuç verdi, ama Cumhurbaşkanı, buna “müjde” dedi.

Bir başka müjde Reis’in ağzından verildi, emekli maaşlarına, müjde, müjde, %25 zam yapılacak! Ne büyük bir zam! Reis, her şeye müjde dediği için, bunu da müjde olarak açıkladı. Ama ne yazık ki, bu müjde, çok buruk karşılandı. Ve Erdoğan, ertesi gün, yeni bir müjde verdi. Bu kez, müjde %5 anlamına geldi. Bu müjde, tabii önceki müjdeyi müjde olmaktan çıkarttı. Bu müjde ise önceki ne acaba, sorusu gündeme geldi. Ama elbette Saray’ın lafının üstüne laf söylenmez. Saray neye müjde diyorsa o müjdedir.

Şimdi, tüm bu müjdeleri alanlar, arkadan gelen kamayı düşünmek zorundadır.

Ve artık bu biliniyor. Her müjde, ardından kötü haberleri getiriyor.

Saray’ın müjdesi, işte böyledir.

Saray, Hazine Bakanı Nebati ağzından, “her şeyi hesapladık” açıklaması yaptı.

Yapmışlardır. Şeytanın aklına gelmeyecek hileleri, Saray bir yerden çıkartmakta mahirdir.

Ne hesabı yapılmış? Mesela asgarî ücretliye 8500 TL verirsek, işçi sınıfı içindeki öfkeyi ve sosyal patlama eğilimlerini önleyebiliriz. Ama bu arada farkı, emeklilerin maaşlarını aslında düşürerek kapatırız. İşte size hesap! Bu mu hesap? Emekli ve memur, mücadele gücü, patlama gücü daha zayıf olarak görülüyor olmalıdır.

Bu nedenle, müjde politikasını, sadece “seçim” meselesine bağlamak hata olur. Bu aynı zamanda, devletin, egemenlerin, işçi sınıfının sahaya çıkmasını, genel bir direniş hattının gelişmesini, kitlelerin geniş eylemliliklerini önleme girişimidir.

Meselenin bu yönünü ortaya koymak, bilince çıkartmak gerekir.

Seçim diye bakıldığında, emeklilerin, memurların oylarını avlama girişiminin olmadığını mı söyleyeceğiz?

Meselenin önemli yönü, sosyal patlamayı önleme, sisteme karşı işçi eylemlerinin önlenmesi girişimi olmasıdır.

Saray Rejimi, her türlü hileyi, her türlü üçkâğıdı devreye sokabilmekte mahirdir. Burjuva muhalefetin, altılı masanın ve bazı “uzman”ların söylediği gibi, Saray Rejimi’nin esas sorunu “devlette liyakatin ortadan kalkması” değildir. Hayır. Tersine, liyakat vardır. Hırsız aranıyor diye ilan vermiyorlar diye, hırsızları yönetim kademelerine getirmeleri, rantçıları, rüşvetçileri yükseltmeleri, söyleneni sorgusuz yapanı yükseltmeleri, liyakat sisteminin var olduğunu gösterir. Saray’a, aklı hileye, aklı üçkâğıda, aklı hırsızlığa çalışan kadrolar gereklidir. Bunun gereği olan bir liyakat sistemi vardır. Saray, kendi fıtratına uygun kadrolar aramaktadır. Bu durumu liyakatsizlik olarak isimlendirmek, Saray Rejimi’ni, onun olağanüstü devlet örgütlenmesi olduğunu anlamamak demektir.

Halka çıkıp şunu söylüyorlar: TC hukuk devletidir, TC laik bir devlettir, TC bir sosyal devlettir, TC demokratik bir devlettir. Bunları söyleyenler altılı masa olarak adlandırılan burjuva muhalefettir. Bunları söyleyenler, sözde muhalif “uzman”lardır. Bunları söyleyenler, seçimi bekleyin, sakın sokağa çıkmayın, diyenlerdir.

Bunları söyleyenler, eğer kendilerini kandırmıyorlarsa, açıkça yalan söylemektedirler ve bilerek ya da bilmeyerek Saray Rejimi’nin açık destekçileridirler. Halkı evinde tutmak, sokaktan uzak tutmak, gelişen öfkeyi kontrol altına almak, Saray’ın şiddet ve baskı politikası ile yarattığı korku ortamını daha da pekiştirmek amacına dönük bir tutumdur bu.

TC devleti, hiçbir zaman demokratik, hiçbir zaman laik, hiçbir zaman sosyal bir devlet olmamıştır.

Saray Rejimi’nin uyguladığı ekonomik politika, yağma-rant-savaş ekonomisidir. Bu ekonominin uygulanması, daha büyük sömürü, daha yaşanmaz bir hayat, daha büyük açlık, daha büyük işsizlik demektir. Bu savaş ekonomisi, elbette baskısız uygulanamaz. Baskı ve şiddet, Saray’ın en büyük aracıdır. Ama bu baskı ve şiddete rağmen, direniş durmamaktadır. İşçi sınıfının çalışma ve yaşam koşulları kötüleşmektedir. Çalışma süreleri uzatılmıştır, fabrikalar cinayet mekânlarına çevrilmiş, iş cinayetleri sıradan olaylar hâline gelmiştir. İşçi ve emekçiler, açlıkla, işsizlikle karşı karşıyadır. Bu koşullarda işçi sınıfının örgütsüzlüğüne rağmen, sendikaların devlet elinde, sendika mafyasının kontrolünde olmasına rağmen, öfke büyümektedir. Bu öfke, gelişen direnişlerle kendine bir yol bulma eğilimindedir. İşte bu öfkenin, işçi ve emekçilerin artan öfkesinin direniş hattı ile birleşmesini önlemek için, Saray Rejimi kadar, burjuva muhalefet de devrededir. Saray, baskı ve şiddet ile saldırarak direnişleri önlemek isterken, burjuva muhalefet de, “aman bir şey yapmayın, olağanüstü hâl ilan edilir, iç savaş çıkar” vb. diyerek, Saray’ın korku politikasına açıktan destek vermektedir.

Sokağa çıkınca, direnişe katılınca, ne olurmuş; olağanüstü hâl ilan edilirmiş. Peki, bugün, hâlihazırda olağan hâlde mi yaşıyoruz?

Saray Rejimi, en sıradan olayda, yargıyı bir silah olarak kullanmaktadır. Hukuk ayaklar altında değildir, Saray’ın elinde, devletin elinde açık bir silahtır, polis gücünün, ordunun bir uzantısıdır. Saray Rejimi, hiçbir yasayı tanımamaktadır. Ve bu koşullarda uzmanlar, CHP yönetimi, “hukukun üstünlüğü” laflarını etmekte, halkın da buna güvenmesini istemektedir.

Her türlü hilenin, ekonomik veya siyasal zorun zirve yaptığı bugünkü koşullarda, gelecek seçimlerin hukuk içinde yapılacağı düşüncesini savunmak, ahmaklık değil ise, halkı kandırma, aldatma girişimidir.

Ve daha ilerisi var; tüm bunlar, kişilerin işi değildir, tersine Saray Rejimi’nin karakteridir. Mesele kişisel iktidar, tek kişi yönetimi değildir. Mesele Saray Rejimi’nin fıtratıdır. Mesele tek kişi diktatörlüğü değildir. Mesele, devletin ta kendisidir. Mesele, akıldan uzak bir yönetim meselesi değildir, mesele yağma-rant-savaş ekonomisidir. Mesele, burjuva egemenliğin kendisidir, devletin ta kendisidir.

Saray Rejimi, tüm güçleri ile, polisi, ordusu, yargısı, basını vb. ile topyekûn bir iç savaş yürütmektedir. Bu savaşın bir cephesi Saray Rejimi’dir, devlettir. Diğer cephesi, işçi sınıfı, kadınlar, emekçiler, gençlerdir. Bizim cephemiz yeterince örgütlü değildir ama burjuva devlet, Saray Rejimi adı altında bir olağanüstü örgütlenme içindedir.

Kimine rant, kimine ulufe, kimine sadaka, kimine müjde düşmektedir.

Saray’ın müjdeleri, tam da bu çerçevede anlaşılmalıdır, böyle ele alınmalıdır.

Karadeniz’de gaz çıktı müjde.

Asgarî ücret 4254 TL oldu müjde.

Müjde, asgarî ücret 5500 oldu.

Müjde, asgarî ücret 8500 TL oldu.

Müjde, müjde, Saray konuşuyor, emeklilere %25 zam yapılacak. Memurlar %25 zam alacak.

Aaa müjde müjde, dün açılanan müjde, yenilendi, yeni müjde, ilave %5 zam daha emekliye, memura.

İşte bu müjdeler, Saray Rejimi’nin karakteri içinde ele alınmalıdır. Yoksa, bunca tuhaf açıklama, enflasyonun yüzde 200’ü aştığı bir ülkede, müjde olarak halka açıklanamaz.

Müjdeni al ve sus. Müjdeni al ve faturalarındaki artışa sesini çıkartma. Müjdeni al ve ev kiralarının artışını seyret. Müjdeni al ve artan vergileri, artan haraçları “sessizce” bağrına bas.

Müjdeni al ve evine çekil.

Müjdeni al ve sokaklardan uzak dur.

Müjdeni al ve burasının bir hukuk devleti olduğuna inanmayı sürdür.

Müjdeni al ve şükret.

Başka bir yol da var.

İşçi ve emekçiler, emekliler ve işsizler, memurlar ve tüm çalışanlar, öğrenciler ve kadınlar sokaklara çıkmalıdırlar. Ülke, baştan başa, bir genel grevle, bir genel direnişle güzelleşmelidir. İşçiler, emekçiler, kadınlar ve gençler, direniş hattında örgütlenmelidirler. Bir genel direniş, bir genel grev, ciddi bir örgütlenme gerektirir ve bugün, bunun dışında bir yol yoktur. İşçiler ve emekçiler, kadınlar ve gençler, kendi kaderlerini belirleme sürecini kendi ellerine almalıdır, bunun için örgütlenmelidirler. İşçiler, kadınlar ve gençler, sosyalizm bayrağı altında saf tutmalı, direnişle yollarını açmalıdırlar. İşçi sınıfı, devrimci mücadele dışında bir yolla kurtulamaz. Bunun için, işçiler devrimci saflara yönelmelidir. İşçi sınıfı, burjuva partilerin kuyruğuna takılarak, bir kurtuluş mücadelesi yürütemez.

İşte bunu yapabildiğimiz zaman, Saray’ın müjde isimli yalanlarına ihtiyaç da kalmayacaktır.

İşte o zaman, müjde haberleri Saray’dan, devletten vb. gelmeyecek. Sahte müjde haberlerine gerek olmayacak. İyi haberler, işçilerin kavgasından, barikatlardan gelecek. Haberler, birleşik emek cephesinin haberleri olacak.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz