1 Mayıs 2025: Açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, savaşa ve katliamlara, devlet terörüne, Saray Rejimine karşı “kitlesel direniş”!

2024 yılı 1 Mayıs’ından sonra, hemen herkes, “1 Mayıs alanı Taksim’dir,” dedi. Her 1 Mayıs’tan sonra bu söylenir. Kimisi, “nasılsa 1 Mayıs geçti ve yenisine 1 yıl var, öyle ise 1 Mayıs alanı Taksim’dir demekten bir sorun çıkmaz” diye düşünerek, 1 yılın gelmeyeceğini sanarak böyle der. Kimisi, olayların sıcaklığı ile, 1 Mayıs’tan yeni çıkmış olmanın hisleri ile, “evet ya, neden Taksim değil” haklılığı ile cesaretini toplayarak, 1 Mayıs alanı Taksim’dir, der. Kimisi, başka insanları Taksim’e ikna edememiş olmanın hırsı ile, 1 Mayıs alanı Taksim’dir, der. Kısacası, herkesin bir nedeni vardır ve kolaylıkla 1 yıl sonraki 1 Mayıs için Taksim adresi gösterilir.

Ama nihayetinde, 1 yıl denilen zaman da geçer ve yeniden 1 Mayıs önümüze gelir.

Derdimiz kimseyi suçlamak değil.

Derdimiz, içinden geçilen döneme uygun olarak, kitlesel ve görkemli 1 Mayıs kutlamasını yapmaktır. Bunun adresi de Taksim’dir.

Devlet, devletin sol içindeki uzantıları, devletin sendikalardaki ajanları, 1 Mayıs tartışmalarını kilitlemek için, hemen yollar icat ederler. Tartışmaları boşa çıkartmak için her yolu denerler. 1 Mayıs’ta Taksim’e gitmek, bir çeşit savaş hâli olarak tarif edilir. Böylece, devletin, Saray’ın tehditlerine bile gerek kalmaz. Zaten Taksim’i istemek, sanki suçmuş gibi bir psikoloji yayılır.

Oysa Taksim alanı 1 Mayıs alanıdır. Bu tarihsel bir gerçekliktir. Ve doğrusu, hiçbir iktidar saldırısı olmasa, Taksim 1 Mayısı, son derece güzel bir 1 Mayıs olur. Devlet devrede olmasa, asla ve asla sorun da çıkmaz.

Taksim 1 Mayıs alanıdır.

Taksim’i yasaklamak, işçi ve emekçilerin haklarına, açık bir saldırıdır ve devletin, Saray’ın işçi ve emekçileri sindirme, seslerini boğma girişiminin devamıdır. Onlar sadece görkemli ve kitlesel bir Taksim 1 Mayısı’ndan korkmuyorlar. Onlar, böylesi bir güçlü 1 Mayıs’ın, işçi sınıfının kararlılığını artıracağından korkuyorlar. Bu nedenle, sürekli nabız ölçüyorlar. Eğer işçiler, devrimciler çok kararlı ise, Taksim mutlaka alınacaksa, bu durumda “bak ben veriyorum” demek işlerine gelir. Yok eğer işçiler, devrimciler kararsız ise, o zaman polisin baskı ve şiddeti devreye sokulur ve Taksim yasaklanır. Bunu anlamak için nabız ölçerler.

Bu yıl, 2025 yılında 1 Mayıs, gelişen direnişlerin yansıyacağı bir 1 Mayıs olacak. 2024 yılının haziranından başlayarak, direnişler sürekli büyümektedir. Bu direnişler, ülkenin her tarafına yayılmaktadır. Bu direnişlerin, alanlara yansıması olanaklıdır. Yeter ki, 1 Mayıs kutlamalarına öncülük edenlerin kararlılığı tam olsun.

Dünyanın her yerinde yeni bir dünya savaşının tohumları ekilmektedir. Savaş Gazze’de, Suriye’de, Kürtlerin yaşam alanlarında, Balkanlarda, Ukrayna’da, Sudan’da, Yemen’de vb. sürekli katliamlarla sürmektedir. Savaş, halklar için, işçi ve emekçiler için katliam politikalarını beraberinde getiriyor. Savaşa ve katliamlara karşı durmanın yolu, işçi sınıfının devrimci direnişinden geçmekte, işçi sınıfının ayağa kalkmasından geçmektedir. Bu açıdan 1 Mayıs, hem dünyada hem de ülkemizde büyük bir öneme sahip olacaktır.

Bölgemizde savaş bulutları yoğunlaşmıştır. TC devleti, Saray Rejimi, “içeride ve dışarıda savaş” politikası ile toplumu susturmaya çalışmaktadır. İçeride ve dışarıda savaş politikaları, Kürt halkına karşı savaş politikalarını da içine almaktadır. Bu saldırılar boyutlanırken, aynı anda bir “barış süreci”nden söz edilmektedir. 1 Mayıs, savaşa karşı kitlelerin ortak sesini yükseltmek için alanlara akması gereken bir gündür.

Açlığa, yoksulluğa, işsizliğe karşı direniş, ülkenin her yerinde, sendikalara rağmen gelişmektedir. O kadar ki, devletin uzantısı olan sendikaların gerçek yüzleri bir bir ortaya çıkmaktadır. O kadar ki, Birtek-Sen Başkanı, sadece sendikacılık yapmak istediği için tutuklanmaktadır. Devletin uzantısı olan sendikalar, sessizlik içinde, işçi sınıfının eylem arayışlarını devlete bildirmekle uğraşmaktadırlar.

Düşük ücretlere, düşük zamlara karşı, açlığa karşı direnen işçiler, işlerinden atılmakta, sendikalaşmaya çalışan işçiler işlerinden atılmaktadır. Ama bunlara rağmen, işçilerin direnişleri sürekli büyümektedir. İşçilerin direnişleri, ülkenin her yanında yankılanmaktadır. Bu direnişler, kendini 1 Mayıs alanlarına yansıtacaktır. Direnişteki işçilerin her biri, kendi direnişlerini topluma duyurmak için önemli bir avantaja sahip olacaktır.

Tüm direnişlere karşı, işçi, kadın, öğrenci, çevreci vb. direnişlerin tümüne karşı, Saray Rejimi, açık bir devlet terörü ile saldırmaktadır. Bu saldırılara karşı, ülkenin her yerinde küçük ya da büyük direniş gelişmektedir.

Kitlesel direniş, 1 Mayıs 2025’in temel sloganı olmalıdır. Savaşa, açlığa, işsizliğe, sömürüye, yoksulluğa, devletin baskı ve terörüne, katliamlara, tutuklanmalara karşı 1 Mayıs, kitlesel direnişi daha da geliştirmek için bir adım olmalıdır.

2025 yılı, bu açıdan, birçok gelişmeye gebe bir yıldır ve 2025 yılı, işçi sınıfının direniş hattını örgütlemenin, büyütmenin yılı olmalıdır. 1 Mayıs 2025, bu doğrultuda bir adım olmalıdır.

Açıktır ki, bu nedenle, kitlesel ve görkemli 1 Mayıs gereklidir. Kitlelerdeki tepki 1 Mayıs alanlarına yansımalıdır. Sendikalar, işçiler, en çok da devrimciler, bu konuda son derece kararlı olmalıdırlar.

Şöyle bir ikilem yoktur: ya kitlesel bir 1 Mayıs olacak, bu durumda mesela Maltepe’de yapılsın, ya da çatışmalı ve işçilere uzak bir 1 Mayıs olacak. Bu sahte bir ikilemdir. Bu devletin ve onun ajanlarının dayatması olan bir ikilemdir. Bunu kabul etmiyoruz.

1 Mayıs alanı Taksim’dir.

Hem görkemli ve kitlesel bir 1 Mayıs organize temek, hem de bunu Taksim’de yapmak mümkündür. Nasıl ki, birçok gazeteci kendine daha konuşurken sansür uyguluyor, benzer biçimde bazı sol kesimler ve devlete bağlı sendikalar, Taksim nasılsa “verilmez” diyerek, bir çeşit kendi kendilerine engel çıkartmaktadırlar. Oysa tutum nettir. Taksim 1 Mayıs alanıdır. 1977 yılında o meydanda işçi sınıfının şehitleri vardır. Ve herkese açılan Taksim’in, işçilere kapatılması, tümü ile, işçi sınıfını sindirme siyasetinin bir parçasıdır. 1 Mayıs’ın hangi alanda yapılacağı üzerine, devlet yetkilileri ile gizli görüşmeler yapmak ve bunu bir marifet sanmak, her şey bir yana, ahmakçadır. Böylesi bir pazarlık olamaz. TC devleti, 1 Mayıs gösterilerine saldırma kararı verecekse, bunu her zaman her yerde yapar. Bugüne kadarki pratikleri de budur. İşçilere, emekçilere, öğrencilere, kadınlara, her yol ve araçla saldırdıklarını zaten biz biliyoruz. TC devletinin, Saray Rejiminin saldırması için özel bir güne ihtiyaç yoktur. Bu nedenle, sendikacıların, kendi kendilerine engeller çıkartmaları, kendi kendini sansürleyen gazeteciler gibi, kendi kendilerini engellemeleri anlamsızdır.

Bu tartışmaları aşmalı ve ülkenin her yanında sürmekte olan direnişi, 1 Mayıs alanlarına taşımalıyız. İşçi ve emekçiler, direnen herkes, 1 Mayıs alanlarına, kendi direnişlerini taşımalıdır. Burjuva medyanın karanlığını yenmenin yolu buradan geçmektedir.

Haydi, 1 Mayıs’a, kitlesel direnişi örelim.

Direniş öğretmendir.

Örgüt özgürlüktür.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz