Direniş dersleri II – Direniş ciddi bir iştir

19 Mart 2025’te başlayan direniş, CHP ile Saray (devlet) arasındaki anlaşmalara göre, CHP eli ile yeni bir şekle dönüştürülmek istenmektedir. CHP, tepkiyi, öfkeyi, kendi bayrağı altında toplamak ama adım adım da söndürmek istemektedir. Öfkenin, direnişin söndürülmesi, CHP ile Saray’ın anlaşmalarına bağlı olarak şekillenmektedir.

Özel, açıkça ağzından kaçırmıştır. Saray’a seslenerek, “sözlerinizi tutmuyorsunuz,” demiştir. Ve işin bugünkü aşamasında, CHP, Saraçhane önündeki eylemlere son vermiştir. Kayyum atanmaması karşılığında CHP Saray ile anlaşmış, Saray (devlet) eylemlerin söndürülmesini istemiştir. Ve Özgür Özel, CHP yönetimi, bunu gerçekleştirmek için, (a) eylemlere birkaç gün ara vermiş, (b) eylemi Maltepe sahil meydanına taşımıştır. Her ikisinin de amacı, öfkeyi dindirmektir.

1

19 Mart 2025’te başlayan direniş, İmamoğlu’nun tutuklanması nedeniyle başlamış gibidir. Ama bu doğru değildir, eksiktir. İmamoğlu’nun tutuklanması, bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu nedenle, direnişçiler, açıkça işin, meselenin sadece İmamoğlu olmadığını söylemektedirler.

Direniş, yine kendiliğinden bir patlamadır.

Direnişin büyümesini sağlayan şey öğrenci hareketidir. Ve bu açıdan İÜ’de öğrencilerin barikatı aşması, büyük bir değere sahiptir. Direniş, Gezi’den bu yana karşılarında sürekli olarak barikatlar bulan kitlelerin, polis barikatını aşması ile yükselmiştir, sokaklara taşmıştır.

Direnişin ana nedeni, Saray Rejiminin uygulamalarıdır ve kitlelerde egemen olan şey, bu biçimde yaşamak istememeleridir. Nasıl yaşamak istedikleri konusunda bir bilinç yoktur ama böyle yaşamak istemedikleri konusunda bir duygu vardır.

İşte bu nedenle, barikatı yaran İÜ öğrencileri, geniş kitlelere, “bu mümkün” dedirtmiştir. Sokaklara taşmanın ana nedeni budur.

2

Bu direnişi, Gezi Direnişi ile karşılaştırmak doğru değildir. Elbette bir sosyal patlama olarak karşılaştırılabilir. Ama Gezi Direnişi’nin bir yenisinin tekrarlanacağını düşünmek, öyle ele almak, öyle karşılaştırmak doğru değildir.

Özü gereği, Gezi Direnişi de, “böyle yaşamak istemiyorum” demek idi. Ama Gezi Direnişi’nin ana özelliği, korku duvarını delmesi, 12 Eylül ile kitlesel hesaplaşma olmasıdır. 19 Mart direnişi, elbette, Gezi Direnişi’nin izlerini taşıyacaktır. Ondan sonra ortaya çıkmıştır. Gezi’den 12 yıl sonra gelişmiştir. Bu 12 yıl boyunca, Gezi Direnişi durdurulamamıştır ve egemenin, Saray Rejiminin korkulu rüyası olmaya devam etmiştir. 12 yıl boyunca, Gezi Direnişi’nin etkilerini kırmak için, egemen, Saray Rejimi denilen şeyi, olağanüstü devlet örgütlenmesini geliştirmiştir. Bugünkü Saray Rejimi, Gezi Direnişi de içinde Kürtlerin direnişi de içinde, direnişi durdurmak için geliştirilmiştir. Saray Rejimi, bu nedenle, bir karşı-devrim örgütlenmesidir. Elbette Saray Rejiminin organizasyonunda, uluslararası alanda süren paylaşım savaşımının da büyük etkisi vardır.

Gezi Direnişi, egemen tarafından püskürtülmüştür. Zaten karakteri gereği kendiliğinden bir direniş olan Gezi Direnişi’ni, devrimci sosyalistler, daha ileri taşıyamamıştır. Bu devrimci sosyalistlerin, devrimci işçilerin örgütlülüğündeki güçsüzlükle bağlantılıdır. 

Egemen, Gezi sonrasında da saldırılarını yoğunlaştırmıştır.

12 yıl boyunca her eylemde, en küçük bir eylemde bile, 20 kişinin bir basın açıklamasında bile, Saray Rejimi, TC devleti, copu ile, kalkanları ile, gazı ile, biberi ile, mahkemesi ile kitlelerin karşısına dikilmiştir. Her eyleme saldırmıştır. Buna rağmen, direniş farklı şekillerde, farklı büyüklüklerde sürmüştür ve gelişmiştir. İşçi sınıfı içinde, pandemi sonrası artan krizin de etkisi ile direniş yer bulmuş, yaygınlık kazanmıştır. Kısacası, Gezi Direnişi’nin açtığı yolda, direnişler, yerel alanlarda, küçük boyutlarda sürmüştür. Bu nedenle, bu 12 yıllık ısrar kıymetlidir ve kitleleri dinamik tutmaktadır. Elbette, eylemlere katılan kitleleri.

Sürecin önünü kesmek için, Saray Rejimi, sadece saldırmamıştır, sadece baskı ve şiddet politikasını devreye sokmamıştır. Sadece tutuklamalar, barikatlar, hapisler ile yanıt vermemiştir. Aynı anda, CHP eli ile, süreci yönlendirmek, kitleleri evde tutmak için de uğraşmıştır. Bu süre içinde İnce’si ile, Kılıçdaroğlu ile CHP, direnişi “evcilleştirmek”, sistem sınırları içinde tutmak, hattâ öfkeyi eve hapsetmek siyasetini yürütmekle görevlendirilmiştir.

19 Mart 2025’te İÜ öğrencileri, barikatı yıkarak aslında bu saldırıyı tersine çevirmiştir. 

19 Mart 2025 ile başlayan direnişin önemi buradadır.

Direniş, birçok açıdan Gezi Direnişi’nden farklıdır. İleri olduğu yön ise, işte bu barikatı yıkma işidir ve onu Gezi Direnişi’ne bağlayan da budur. Burada barikatı yıkmak, gerçekte siyasal bir eylemdir. Yani, doğrudan iktidara karşı bir eylemdir. Direnişte kitlelerin bir alanda kalma isteği değildir egemen olan. Kitleler, aslında daha ilk anda, İmamoğlu ile bağlantılı olarak hareket etmemiştir. Saraçhane’ye gidiş, gerçekte, kayyum politikasına karşı bir direniş ve gerekirse belediyenin işgali, kayyuma verilmemesi içgüdüsünü de içermektedir. Bu bir bilinç düzeyinde olmasa da vardır ve CHP, sürekli olarak, Saraçhane İBB binasını kontrol etmekle meşgul olmuştur. Yani, CHP de hem bu kitlenin direnişinden cesaret almış ama hem de bu kitleden korkmuştur.

Ama 19 Mart direnişi, direniş henüz bitmemiş olsa da, Gezi’nin yaygınlığına ulaşamamıştır. Dahası, bir alternatif yaşamın izlerini ortaya koymaz. Tersine, “böyle yaşamak istemiyoruz” hâli öndedir. Bu elbette önemlidir. Her eylemde bir Gezi beklemek hatalı olur ve bir eylem Gezi boyutlarına çıkmadı diye üzülmek de hatalı olur. Bu olup biteni doğru değerlendirme olanağını ortadan kaldırır.

Gezi Direnişi’nden farklı olarak 19 Mart direnişi, daha siyasal istemlerle patlamıştır. Ama ağırlıklı olarak İmamoğlu ve Özel’den oluşan CHP tarafından kontrol edilebilir hâle gelmiştir. Gezi Direnişi’nde, burjuva cephenin kontrolü yoktur, bu açıdan da 19 Mart, Gezi’nin gerisinde kalır.

3

19 Mart direnişi, CHP direnişi değildir. Böyle ele almak yanlıştır.

Bugünkü CHP yönetimi, eylemlerin yönetimini almak istemektedir ve 26 Mart Çarşamba günü eylem yerini Maltepe olarak açıklayarak, bu açıdan bir adım atmıştır ve eylem üzerindeki kontrolünü artırmıştır.

Ama 19 Mart direnişi, kitlelerin, “böyle yaşamak istemiyoruz” direnişidir. Direniş, öğrencilerin direnişi ile CHP’nin boyunu aşmıştır. CHP’nin yeni yönetimi, süreci tutabilmek için, önceki yönetimden daha büyük bir “uyum” göstermiştir. İmamoğlu, direneceğim mesajını vermiş, Özgür Özel, bu yolda toplanan kitlelerin eğilimlerine uygun olarak, daha sol ifadeler kullanmıştır. Bu yolla, kitle ile bağ kurmanın yolunu bulmaya çalışmıştır. Ama hemen ardından, bu bağ kurulduğu ölçüde, kendi karakteri ile eylemleri kontrol altına alma “emri”ne uygun davranmaya başlamıştır.

Bugün Saray, Özgür Özel’i “turpun büyüğü” ile tehdit etmektedir. Muhtemelen bu turp, bir videodur. Burjuva cephede cinsel içerikli videoların kullanılması bir gelenektir. Özgür Özel, “siz anlaşmalara uymuyorsunuz” demektedir. Aslında burjuva cephe içinde hiçbir güç veya kişi anlaşmalara uymaz. Ancak “devletin sırları” konusunda bir sessizlik hep vardır. Erdoğan’ın turpun büyükleri dediklerini bilmiyoruz, ama bu tehdidin pazarlığın sürdüğünü gösterdiğini kabul edebiliriz.

Saray Rejimi, eğer CHP eli ile süreci, kitlelerin direnişini kontrol altına alabilirse, 29 Mart 2025 tarihi itibari ile durum böyledir, ardından saldırılarını devreye sokacaktır. Bu konuda, CHP ile bir pazarlığın yürüdüğü ve yürüyeceği de kesindir.

CHP, bir eylem programı yapmış gibidir. İmamoğlu planı olarak görünmektedir.

– Her çarşamba İstanbul’un bir ilçesinde bir miting

– Her hafta sonu bir ilde bir miting

– Bu mitinglerde İmamoğlu için 27,7 milyon imza toplamak (sanırım oyların, % oyların, %60’ı hedefleniyor).

CHP’nin bu programı, gerçekte, Batı başkentlerine, ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa’ya yani efendilere, yani NATO’ya, “bak Erdoğan dönemi bitti, artık seçimlerde hile de yapsanız kimse inanmaz, bu durumda işi bize verin” mesajı içindir.

CHP’nin hedefi de budur. Ve Batı başkentleri, 26 Mart 2025 tarihine kadar, CHP için destek mesajlarını açıklamamıştır.

ABD ve NATO, Saray Rejiminin önüne, Ortadoğu görevlerini koymuştur. Bu süreci de, bu açıdan ele almaktadır. Saray Rejiminin, Suriye sahasındaki konumu, NATO ve ABD için önemlidir. Bu nedenle, ABD, Ortadoğu planlarını Erdoğan ile sürdürmekte bir sakınca görmez. Tersine, bu konuda elini daha da sağlamlaştırmak ister. ABD için, HTŞ ile ilişkileri, ÖSO ile bağları nedeniyle TC devletinin İran’a karşı savaşın kotarılmasında rol almasını sağlamak önceliklidir. Bu nedenle, ABD, “içeride ve dışarıda savaş” politikasını sürdürmek isteyecektir. Bu nedenle, Saray Rejiminin, “iç cepheyi güçlendirme” siyasetini ABD’li efendilerin desteklediğinden şüphe yoktur. Ama, “iç cepheyi güçlendirmek”, burjuva cephenin tek bir ses vermesi ve savaşa böyle girilmesi, o kadar kolay görünmemektedir. Bu direnişin önemi de buradadır. Direnişin siyasal boyutu buradadır. Yani, Saray Rejiminin iç cepheyi güçlendirme siyasetine bir engeldir. 

4

19 Mart direnişinin başlangıcında var olan ruh ile, kitlelerin alanlara koşması sonrasında ortaya çıkan durum, her eylemde olduğu gibi, burada da farklıdır.

19 Mart’ta İÜ, ardında ODTÜ ile süren ve geniş öğrenci kitlelerinin katıldığı direniş, Saray Rejimi de içinde burjuva düzene karşı bir öfkenin ifadesi idi. Saray Rejimi, her açıdan bir zorbalık olarak ortaya çıkmaktadır ve TC devleti katliam ve şiddet politikalarına, krize vb. uydurduğu açıklamalarla gerçekte halkın, kitlelerin zekâsı ile alay etmekte, kitleleri her yolla ve her araçla aşağılamaktadır. Tüm bunlara yeter demek için ortaya bir neden çıkmış, İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanması bardağı taşıran bir damla olmuştur. 

Öğrenciler, aslında bu nedenle, daha ilk anda, daha ileri eylemler yapma eğilimli idiler. Ama nereye yöneleceklerini bilemediler. İstanbul’da Saraçhane, kayyuma karşı işgal amaçlı ve İBB’nin korunması amaçlı bir yönelim olarak kendiliğinden gelişmiştir. Ankara’da, ODTÜ, Hacettepe, ayrı ayrı harekete geçmiş ama ortaya net bir meydan çıkmamıştır. Ankara’da kitleler Kızılay’a akmaya başladığında da, aynı anda farklı meydanların önemi öne çıkmıştır. İzmir’de, öğrenciler hareket ettiğinde, daha hızlı bir biçimde kentin ana merkezlerinde geniş kitlelerle buluşma olanaklarını buldular. Tüm kentleri bir çatışma hâli sardı ve ciddi bir barikat direnişi ortaya çıkmıştır.

Gerçekte CHP, kitleleri kendi cephesinde, kendi kontrolünde toplamakta, İstanbul’da diğer illere göre çok daha fazla avantajlı olmuştur. Bunun bir nedeni, İmamoğlu ve İBB’ye kayyum atanma ihtimalidir. Bu durum, kitlelerin Saraçhane’ye akmasının yolunu açmıştır. 

Saraçhane’de, değişik bir hâl ortaya çıkmıştır. Özgür Özel, o kitleleri kontrol etmek isterken, giderek hızını alamamış ve sol sloganlar kullanmaya başlamıştır. Faşizme karşı mücadele, miting değil eylem, aslında alandan Özgür Özel’e yapılan müdahalelerin izlerini taşımaktadır. Özgür Özel, 1 Mayıs’ta Taksim için bile söz vermiştir. CHP, gelen kitle karşısında ne yapacağını, ancak birkaç gün sonrasında bulabilmiştir. 

Burada burjuva cephenin bir toplantı yaptığı anlaşılmaktadır. Özgür Özel, bu toplantı nedeniyle olsa gerek, alana oldukça geç gelmiştir.

O andan başlayarak, alanda, CHP yönetimini sağlamak için, iki şey ortaya çıkmıştır.

– İlki, Özgür Özel, “provokasyona yol açmayın” çağrıları yapmaya başlamıştır. Ve bu, 1 gün sürmüştür.

CHP yönetiminin utanmazlığının bir kanıtıdır. “Provokasyon” uyarısı, Saray’dan gelmiştir ve elbette Özgür Özel, korkmanın ne demek olduğunu bilir, yani korkusunu evinde bırakmamış gibidir. Kitlelere provokasyondan söz etmek, bazı grupların provokasyon yarattığını iddia etmek, bu ülkede yaşamamak, Saray’dan bakmak ile mümkündür.

Nitekim CHP İl Başkanı, ertesi günlerde, “çocuklar hiçbir şey yapmadan, polis gaz sıktı, yettiniz artık,” demekten kendini alamamıştır.

Ülkemizdeki toplumsal mücadele tarihine bakalım.

Ne zaman bir eylemde sol provokasyon yaratmıştır? Hiçbir zaman. Devrimciler, geniş kitleleri riske edecek adımlar atmaktan kaçınırlar. Her zaman da böyle olmuştur.

Tersine, egemen, TC devleti, her zaman saldırmıştır.

Suruç’ta ne vardı? Devletin katliamı.

Ankara Gar’da ne vardı? Devletin katliamı. Yoksa Ankara’da, gar önünde halay çekilmesi mi provokasyondur?

1 Mayıs 1977’de ne vardı?

Bu ülkede, bir eylemde polis varsa, o eyleme kan bulaşabilir. Bu nedenle, sol grupların provokasyonundan söz etmek, aptallık değil ise, bilerek Saray emrinde çalışmaktır, bilerek Saray medyasının bir parçası olmaktır, bilerek yalan söylemektir.

Şimdi soralım: İmamoğlu nasıl bir provokasyon yapmıştır ki, devlet saldırmış, diplomasını iptal etmiştir? İmamoğlu, gidip Erdoğan’a biat etmiş olsa, diplomasını koruyabilirdi ve provokasyon yaratmamış olurdu. Değil mi?

Bir slogan atmak mı provokasyondur?

Sesini çıkartmak, soru sormak provokasyon olamaz mı? Mesela Özgür Özel, herkesin gözü önünde Erdoğan’a, “merhaba Cumhurbaşkanım” deyip eline sarılmak yerine, “sayın hırsız, sayın katil” demiş olsa provokasyon mu olur?

Polis, gençleri, işçileri dövdüğünde, polise bir yumruk atan kişi provokasyon mu yapmış olur? Okuluna giremezsin, okulundan çıkamazsın, diyen polise karşı durmak provokasyon mudur?

Anayasal hak olduğu söylenen gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmak için, sokağa çıkan insanların karşısına cop ile, TOMA ile, gaz ile çıkmak provokasyon değil de, onların gazına, copuna TOMA’sına karşı direnmek midir provokasyon? Bir genç insanın TOMA’nın sıktığı suya karşı dans ederek durması, polisi provoke mi eder? Ne yapalım, Sayın Özgür Özel, nefes almamız bir provokasyon mudur?

Özel bu sözlerini geri almalıdır; kitleden, her boyutu ile kitleden özür dilemelidir.

– TC devletinin ikinci müdahalesi, CHP kitlelerin, eylemlerin kontrolünü alsın istenirken, alandan devrimci grupları uzaklaştırmak üzere, Zafer Partisi ile bağlantılı, 16 genci devreye sokarak, ahlâksızca sloganlar attırmalarıdır. Bu grup, elbette alanda ekarte edilirse, olay çıkmış olacaktır. Özgür Özel, devrimcilerin ne denli provokasyon konusunda uyanık olduğunu bu örnekten anlayabilir. Ama bu çirkin eylem, bu çirkin tutum, aslında DEM de içinde devrimci hareketin moral ve enerjisini alandan uzaklaştırmak için devreye sokulmuştur. Ve Özgür Özel, bunu büyük bir keyifle seyretmiştir. Çünkü ne de olsa sonuçta “milliyetçi demokrat”ların oylarını alacağını düşünmektedir.

CHP, her zaman daha çok ve daha çok AK Parti’ye benzeyerek, bu halkın “sağcı” olduğunu düşündüğünü ilan ederek, oy almak istemiştir. Doğrusu bu politika, kitleleri sağa itmenin, “sağ”cılığı büyütmenin yoludur. CHP, bunun mimarlarından biridir. Şimdi de, 19 Mart 2025’te başlayan eylemlerde devreye Zafer Partisi çetelerini sürmektedir. Hiç utanmaları yoktur. 16 gence, kaçına para vermişlerdir bilinmez, küfürler ettirmek siyaset midir? Ama bu yolla, hem DEM Parti kitlesini ve hem de biz devrimcileri alanlardan uzak tutmak için bir siyasal manevradır. Ve bu duruma, nihayetinde Özgür Özel ve CHP göz yummuştur.

5

19 Mart 2025’te İÜ’de barikatın aşılması ile ortaya çıkan direniş, Özellikle İstanbul ve Ankara’da, iki farklı eğilim ortaya çıkarmıştır. CHP, kitleleri Saraçhane eli ile kendi kontrolüne almaya çalışırken, Saray bu konuda CHP’ye yardım da etmiştir, aynı anda, kitlelerde farklı bir arayış ortaya çıkmıştır ve bu değerlidir.

İstanbul’da Beşiktaş’ta, Maçka Parkı’nda, Galata Köprüsü’nde toplanmalar, aslında Saraçhane’de kitlenin öfkesini dindirme mitinglerine bir tepkidir. Ancak bu arayışlar, yönsüz ve öndersiz kalmıştır. Devrimci öğrenciler, bu meydanlardaki kitleleri yönetmekte yetersiz kalmışlardır. Bu da devrimci hareketin, devrimci öğrenci hareketinin yetersiz örgütlülüğünün ifadesidir. Boğaziçi’nde İTÜ’de, YTÜ’de, İÜ’de ortaya çıkan direniş ve boykot, aslında bir ileri çıkıştır. Öğrenciler, devrimci öğrenci hareketinin liderliğinde farklı bir toplanmayı, farklı bir merkez oluşturmayı yeterince sağlayamamıştır.

Buna rağmen, bu ikili durum özellikle İstanbul’da önemlidir. CHP, bir yerde, büyük avantajları ile kitleyi kendi kontrolünde tutmak istemiştir ve bu konuda başarılı olacağından endişe ettiği için, 26 Mart’ta eylemleri iptal etmiştir, Saraçhane’yi dağıtmıştır. Saraçhane’yi de bırakmak istemeyen devrimci hareketler, Saraçhane dışı alanlarda liderliği sağlamakta zorlanmıştır. Elbette bu, güç meselesidir. Ama başka meydanların, başka bir hattın varlığı önemlidir.

6

Bugün, eylemlerin, eylemcilerin açık talepleri olmalıdır.

1- Gözaltına alınan herkes, 19 Mart 2025’ten beri gözaltına alınan ve tutuklanan herkes, koşulsuz serbest bırakılmalıdır. Özel, bu istemi dile getirmekten dahi korkmaktadır. 

Bu gözaltına alınan, tutuklanan insanlar, gençler, kadınlar, erkekler, hiçbir şeyle suçlanamazlar. Bunların parmak izleri silinmelidir. 

2- Kitlelere karşı tekme, yumruk, gaz, plastik mermi sıkanlar ve bu emirleri verenler için soruşturma açılmalıdır. Bu soruşturma, İçişleri Bakanı da içinde, il emniyet müdürleri ve valileri de içermelidir.

3- Kayyum atanan tüm belediyelerde, kayyum uygulamasına son verilmelidir. Bu belediyelerde, belediye meclisi içinde yeni başkan seçimi yapılmalı ya da belediye başkanları serbest bırakılmalıdır.

4- Boğaziçi, İstanbul Üniversitesi, ODTÜ rektörleri istifa etmeli, haklarında öğrencilere karşı şiddet uygulamak, akademik görevleri dışında davranmak, polisle işbirliği yapmak nedeniyle soruşturma açılmalıdır. Bu üç üniversitenin rektörleri, acilen görevlerinden ayrılmalıdır. İstifa etmeleri onlara bir dirhem de olsa onur kazandırır. Bu üç okuldan başlayarak, tüm üniversitelerde, rektörler, fakültelerde dekanlar, seçimle göreve gelmelidir. 

Görünen odur ki, CHP, kendi adayını seçtirmek için, Batı başkentlerini ikna edecek, ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa’nın Erdoğan’ı desteklemesine son vermeye ikna edecek bir imza sayısına ulaşmak istemektedir. Bu onların yoludur.

CHP, bu nedenle, eylemleri, belli bir kalıp içinde tutmak için uğraşacaktır.

Ne grev çağrısı yapacaklardır ne boykot.

Oysa direniş ciddi bir iştir.

Güzel ve gülen bir yüzle direnenlere bakarak, direnişin bir komiklik olduğunu sanmayın. O gözlerde, o yüzlerde yansıyan gülümseme, direnişin öğreticiliği, geleceği görmenin ışığı, yanında birlikte direndiğin insanların umut ve cesaretidir.

Direniş ciddi bir iştir.

Bu nedenle, işi hafife almamak gerekir.

Saray Rejimi, elbette daha da fazla saldıracaktır.

Bu saldırıları geri püskürtmek ve dahası Saray Rejimini alaşağı etmek, ancak direnişi örgütleyerek, geliştirerek sağlanabilir.

Öğrenci hareketi, devrimci bir rotada örgütlenmelidir. Daha bu iş uzun sürecektir. Sakince ama hızla, akılla ve durmadan örgütlenmek gereklidir. Geniş, politik bir örgütlenme, devrimci öğrencilerin ana rotası olmalıdır.

Ancak ülkenin her yerinde sürmekte olan işçi hareketini de işin içine koymak gerekir.

Direnişi, bir çeşit komiklik, işçileri de bir çeşit zekâ özürlü sanan sendikacılar, artık, grev denilen silahı devreye sokmalıdır.

Özgür Özel, “tüketimden gelen güç” çağrıları ile markaları boykot etmeyi öne çıkartıyor. O kadardır, CHP’den beklenecek şey budur. Yine de bravo demeliyiz. İyi ama, esas gücün üretimden geldiğini bilen biz işçiler, esas gücün üretimden geldiğini bilen sendikacılar, evet onlar, tweet atmakla mı yetinecekler?

Elbette bu kabul edilebilir değildir.

DİSK, bu konuda oldukça geri tutum almıştır, almaktadır. Sendikacılar, işçi ve emekçileri zekâ özürlü sanmakta, bizlerin akılları ile dalga geçmektedirler.

DİSK, eylem olarak, 28 Mart Cuma günü, saat tam 12.00’de ayakta durma çağrısı yapmıştır. Komiktir. DİSK, adının başındaki “devrimci” kelimesini çıkartıp atsın. Komik işçi sendikası olur mu? DİSK gibi bir mücadele tarihine sahip olan bir sendikal konfederasyon, ülke ayağa kalkmakta, direniş gelişmekte iken, ülkenin her yerinde işçi grevleri zaten sürmekte iken, eylem olarak, “cuma saat 12.00’de ayağa kalk”ı mı bulmuştur?

Komik olmak budur.

DİSK, mesela şu gün, belirlenmiş bir gün ya da 2 gün ya da üç gün, genel grev çağrısı yapmalıdır.

Saray Rejimi, bir iç savaş yürüttüğünü biliyor.

Mesela bu bilinçle, kitlelere saldırıyor, hapsediyor, aynı anda çeşitli yollarla direniştekilerin yönetimini kendi uzantılarına aldırmak istiyor. 

Saray Rejimi bir iç savaş yürüttüğünü biliyor. Bu nedenle, mesela eylemlerin dozu düşsün diye, bayram tatilini 9 güne çıkartıyor. 9 gün okulların kapalı olmasını istiyor. 9 gün mesela borsanın kapalı olmasını istiyor. İç savaş hâlleri budur. 9 gün okulları tatil etmek budur.

Öyle ise, mesela 9-10-11 Nisan’da DİSK, bir çağrı yapmalı ve genel grev çağrısı ile sokaklara çıkmalıdır.

Öyle, 8 Mart’ta kadın grevi, diye açıklama yapıp, 8 Mart günü kitleler eylemde iken, belediyenin açılış töreninde bir AVM’ye kapanmak, sendikacılık değildir.

Sendikacılık, işçi sendikacılığı, bugün her yerden yükselmekte olan, “genel grev, genel direniş” sloganına kulak vermekten geçmektedir.

Bu çağrı, en başta DİSK tarafından yapılmalıdır. DİSK bu çağrıyı diğer konfederasyonlara götürebilir. Ama kendisi bu çağrıdan geri durmamalıdır. DİSK, CHP veya devletten bir emir gelmesini bekleyerek sendikacılık yapamaz.

Bu çağrı eğer DİSK tarafından yapılmıyorsa, İstanbul başta olmak üzere, sendikalar platformu tarafından yapılmalıdır. İstanbul, İzmir, Ankara sendikalar platformları kurulmalı, bunlar, sendika konfederasyonu ayrımı yapmaksızın, ortaklaşa, genel grev çağrısı yapmalıdır.

Direniş ciddi bir iştir. Direneni, direnmeyeni, bir çırpıda birbirinden ayırır.

Direnişi örgütlemek için, 

Haydi devrimci işçiler, Birleşik Emek Cephesine!

Haydi direnen öğrenciler, devrimci saflara, Kaldıraç Öğrenci saflarına.

Haydi, Kaldıraç Hareketinde, işçi sınıfının devrimci rotasında örgütlen.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz