<Bu penguenlerden hangisi daha cesur?
Dil, düşünceyi ne kadar belirler?
İnsan nasıl böyle çok yalnızlaşır?
Grok böyle konuşmayı nereden öğrendi?>
Son dönemde gündeme gelen iki farklı olay, ilk bakışta birbiriyle ilişkisiz gibi görünse de bize içinde bulunduğumuz ideolojik atmosferi anlatmak açısından iyi bir resim sunuyor – belki de karikatür demek daha doğru olur. Biri, Antarktika’da sürüsünden ayrılıp dağlara doğru yürüyen bir penguenin videosu: “Nihilist penguen”. Diğeri ise Elon Musk’ın sahibi olduğu X platformunun yapay zekâ asistanı Grok’un cinsel istismarı normalleştiren, ırkçı ve açıkça nefret söylemi içeren yanıtlar üretmesi.
Grok skandalı üzerinden yürütülen tartışmalar çoğunlukla “yapay zekânın etik sınırları” veya “yapay zekâ tehlikesi” etrafında şekillendi. Grok’la sınırlı olmayan, yeni de olmayan bu “yapay zekâ tehlikesi” tartışmalarına dair geniş çaplı söylemek istediğim bolca şey olsa da, bu yazı özelinde bu tartışmayı Grok çevresinde sınırlamak istiyorum şimdilik. Zira Grok’u diğer yapay zekâ asistanlarından ayıran başka bir misyon söz konusu. Elon Musk, kendisi de bu misyonu açıkça ortaya koyuyor ve Grok’u diğer yapay zekâ asistanlarına göre daha “cesur”, “özgür”, daha sansürsüz bir yapay zekâ olma iddiasıyla tanıtıyor bunca zamandır. Anti-woke’un başta gelen figürlerinden ve yaygın propaganda görevini üstlenen kişiliklerinden biri olan Musk’ın sansürsüz ve özgürden kastı elbette ki, anti-wokecuların “ifade özgürlüğü” savunusu altında aklına ve ağzına gelen her türlü akıldışı ve mide bulandırıcı sağ fikri söyleyebilme hadsizliğinden ibaret. Keza Elon Musk’ın X platformunda sansüre yaklaşımının barındırdığı çelişkileri ve paylaşım özgürlüğünü nasıl ele aldığını, platformda pornografik içeriklerin varlığına dair tutumundan da biliyoruz. X platformunun en büyük erişim ve gelir kaynaklarından olan pornografik içerikleri ve reklamları, bu gelir kaybını göze alamayarak engellemeyen ve bunu sansürsüzlük olarak sunan Elon Musk, söz konusu muhalif politik paylaşımlar veya soykırımcı İsrail aleyhindeki paylaşımlar olunca sansür uygulamak ve hesapları kapatmak konusunda da kendi anlayışı çerçevesinde son derece özgür davranıyor.
Grok’u yapay zekânın serbest kullanımının tehlikeleri çerçevesinde tartışmak insanlara rahatlatıcı gelebilir; çünkü sorunu teknik bir hataya veya yeterince denetlenemeyen bir teknolojiye indirgemek, birçok açıdan daha kolay. Oysa Grok meselesi, teknikten çok politik bir sorun. Mesele, yapay zekânın kontrolsüz olmasında değil; aksine kimin kontrolünde olduğunda yatıyor. Dolayısıyla Grok’un en temel misyonunun X platformunda bir anti-woke ajan olarak çalışmak olduğu gerçeğinden bağımsız yapılan bu tartışmalar son derece yetersiz.
Elon Musk’ın X’i satın aldıktan sonra platformu açık biçimde “anti-woke” bir ideolojik hatta yeniden şekillendirmesi, Grok’un ürettiği içeriklerden bağımsız düşünülemez. Elon Musk’ın kendi ırkçı, transfobik, homofobik, kadın düşmanı vs. paylaşımları bir yana, yine kendi hesabından açık açık “anti-woke” olarak tanımladığı paylaşımları sistematik biçimde öne çıkarması, alıntılayarak paylaşmasıyla X kullanıcılarına açıkça bu içerikleri ve bu söylemleri ürettikleri takdirde hesaplarını öne çıkarmayı ve dolayısıyla daha çok takipçiyi vaadediyor. X algoritmasının da zaten bu dili ödüllendirdiği, “sana özel” kategorisi altında sağcı içerikleri öne çıkardığı da kimsenin gözünden kaçamayacak kadar ortada uzun zamandır. Dolayısıyla Grok’un bu algoritma içerisinde “özgürlük”, “sansür karşıtlığı” ya da “şaka” kisvesi altında şiddeti ve nefreti yeniden üretmesi, yapay zekâya özgü bir problem olarak değil, platforma özgü bir politika olarak tartışılmak zorunda.
Öte yandan bunu yalnızca yapay zekânın etik sınırları üzerinden tartışmak, onu araç olarak kullananın etkilendiği bu propagandayı da es geçmek, görmezden gelmek anlamına geliyor. Elbette yalnızca X platformuyla sınırlı kalmayan bu anti-woke söylemlerin sinsice ve hızlıca yayılmasındaki kitle etkisi yok sayılıyor. Oysa yapay zekânın bir araç olarak teknik veya etik sınırlarını tartışırken, onu kullananın etik sınırlarını tartışmamak ne kadar makul? Grok’un kendisinden isteneni etik kaygılar barındırmadan yapmasından önce ona siyah bir kadın gösterip “Grok, bu kadını beyaz yap” diyen veya “Grok bu kadını bikinili yap” gibi komutlar verenlerin ahlâkını tartışmamak nasıl mümkün olabilir? Veya bu taleplerin, bu paylaşımların neredeyse tamamını bot hesaplarla, trol hesaplarla açıklamak fazla hayalci değil mi? Velev ki öyle, velev ki bunların tamamı X üzerinden bilhassa propaganda edilen içerikler, bunun kullanıcıların dilini etkilemeyeceğini düşünmek fazla saflık değil mi? Keza bu noktada basitçe şu soruyu sormak bile yeterli olacaktır: İnternette sinsice artarak yayılan bu anti-woke içerikler ve bu saldırgan, düşmanlaştırıcı dil, neden en çok X’te karşımıza çıkıyor?
Bu noktada dilin düşünceyi belirleyen bir unsur olarak çalışmasını küçümsememek ve “sosyal medyadaki algoritmalar tarafından belirlenmiş, tıklama yemli bir imge karmaşasına ayak uydurmaya çalışan bir benliğin kendisine dayattığı birtakım roller ve performansların söz konusu olduğunu”[1] hatırlamak gerekir. Burada şu ironiye değineyim; Grok çok yüksek ihtimalle özel olarak bu gerici ve saldırgan dili kullanmak üzere geliştirilmemiş olsaydı bile içinde bulunduğu platformun ürettiği söylemlerden kaynaklı dili buna evrilebilirdi.
Benzer bir hata, faşizmi anlamaya çalışırken yürütülen tartışmalarda da söz konusuydu. Faşizmin tepeden inmiş bir devlet yapılanması, burjuva devletten farklı bir üstyapı mekanizması veya salt bir zor aygıtı değil, “işçi sınıfı, ezilenler ve yoksulların aşağıdan gelen devrim tehdidine karşı sistemi savunmak üzere tasarlanmış karşı-devrimci bir kitle hareketi”[2] olduğu unutulmamalıdır. Wilhelm Reich’ın vurguladığı gibi kitleler faşizme yalnızca ikna edilmemiş, faşizmi arzulamıştır. 1933’te yazdığı “Faşizmin Kitle Ruhu” eserinde, faşizmin yalnızca ekonomik veya siyasi bir fenomen olmadığını, aynı zamanda kitlelerin psikolojik dinamikleriyle beslenen bir toplumsal patoloji olduğunu savunur. Dolayısıyla tüm bu tartışmalarda birey ve kitle faktörünü dışlayarak tartışmak, sağın yükselişinin inşasını mekanik ve gerçekdışı bir zemine oturtur.
Hâlâ X’te politik olarak karşıt bir yerden var olmaya çalışırken, bu gerçekleri küçümsemek bana kalırsa hiç de anlamlı olmadığı gibi, etkileşim ve erişimi artırarak platformu ayakta tutmak ve bir propaganda aracı olarak da yerini sağlamlaştırmaktan çok da başka bir işe yaramıyor. Şunu artık kabul etmek gerek: X bugün yalnızca bir sosyal medya platformu değil; özellikle Trump’ın siyasi iletişiminde merkezî bir rol oynayan, sağ popülizmin dilini üreten ve meşrulaştıran etkin bir araç. Dolayısıyla başka alternatifleri var olmasına rağmen Elon Musk’ın sahibi olarak at koşturduğu bu platformda, dönüştürücü herhangi bir şey önermeden ısrarcı olmak son derece anlamsız. Ve bu anlamsızlığın içinde bu platform, Grok’un dilinde somutlaşan anlamlardan daha fazlasını barındırmıyor. Öte yandan Grok, doğru ve yanlış, iyi ve kötü sınırlarını zorlayarak, bilinçli şekilde etik sınırları aşarak, bir anlamsal bulanıklık ve belirsizlik yaratarak “hiçlik”e de zemin açıyor.
Tam da bu atmosferde, yeni bir sosyal medya içeriği düştü gündeme: “nihilist penguen”. Werner Herzog’un 2007 yapımı “Encounters at the End of the World” belgeselinden alınan bu görüntüde, bir penguen, sürüsünü ve yaşamsal olarak tek güvenli yönü terk ederek iç bölgelere doğru ilerliyor. Video, kısa sürede sosyal medyada “düzene başkaldırı”, “sürüden ayrılma cesareti”, “anlamı reddediş” gibi okumalarla dolaşıma girdi.
Sanıyorum 2015 yılından beri bir “meme” olarak internette bulunan bu penguene ilk kim nihilist dedi bilmiyorum; ama kavramın pengueni tanımlamak için uygun değilse de bugüne dair bir şeyler anlatmak açısından yerinde olduğunu düşünüyorum. Penguen için bu eylem, yön bulmaya dair patolojik bir durum veya çeşitli çevresel faktörlerle ortaya çıkıyor. Bu açıdan “penguenin anlam dünyası”nda bir karmaşaya yol açmayan bu eylem, pengueni zaten nihilist yapmaz elbette. Ancak bugün bu görüntüyü nihilist bir metafor olarak okumanın arkasındaki toplumsal ruh hâli ilgi çekici. Penguenin bu davranışı neden gerçekleştirdiği anlamlandırılabilse de bu görüntüye bakıp bir anlam sorgulamasına girişmek, videonun sunduklarının çok daha ötesinde. Kitlenin penguen üzerinden yaptığı yansıtma daha çok mevcut normlardan ve düzenden duyulan bir tükenmişliği işaret ediyor. Penguenin yürüyüşüyse, “başka bir hayat mümkün”den ziyade, “bu böyle devam edemez” hissiyle örtüşüyor gibi. Bir başka ilginç olan; sürüden ayrılan penguenin marjinalize edilmesiyle duygudaşlık kuran yığınlar. Oysa penguen, bunca geniş bir kitlenin ruh hâlini yansıtabiliyorsa, sahiden de marjinal midir? Bence bu çelişkiyi en iyi açıklayacak yanıt şu alıntıda gizli:
“Hâkim ekonomik sistem, yalnızlaştırma üzerine kuruludur; bu sistem döngüsel bir yalnızlık süreci üretmek üzere tasarlanmıştır. Tecrit, teknolojinin dayanağıdır ve bunun karşılığında teknoloji de tecrit eder. Otomobilden televizyona kadar, gösteri sisteminin önümüze sürdüğü bütün mallar aynı zamanda ‘yalnız kalabalıklar’ın tecrit koşullarını sürekli olarak güçlendirmek üzere sistemin kullandığı silahlardır.
“… Gösteride, dünyanın bir kısmı kendisini dünya karşısında temsil eder ve bu kısım dünyadan üstündür. Gösteri bu ayrılığın ortak dilinden başka bir şey değildir. İzleyicileri birbirine bağlayan şey, bizzat kendi tecritlerini sürdüren merkezde kurulan geridönüşsüz bir ilişkidir. Gösteri ayrı olanı birleştirir, ama ayrı olarak birleştirir.”[3]
“Nihilist penguen”le kurulan özdeşimde de bir yalnızlık, bir tek başınalık teması var. Öte yandan bir başkaldırı; ancak belirsiz ve tekinsiz. İşte bu nokta, bugün bu “meme”in nihilist tanımıyla açığa çıkması açısından ilginç bir çağrışımı barındırıyor.
Nihilizm, değerlerin çöküşüyle ortaya çıkan bir boşluktur. En yalın hâliyle, dünyayı anlamlı kılan değerlerin, ortak doğruların ve ahlâkî dayanakların çözülmesi, hatta “hiçliği” durumudur; hayatın, düzenin ve eylemin kendiliğinden bir anlamı olmadığı fikridir. Bu durum derin bir belirsizlik yaratır. Nihilizmin felsefî yanlışlarına değinmek kısmını burada es geçerek, ilginç olan şu kısma değinmek istiyorum: Çokça kuramcı tarafından nihilizm ve faşizm arasında kurulan bağa. Faşizmin, geleneksel anlam dünyasının çökmesi üzerine inşa edildiği savıyla ilişkili olan bu görüş; anlam dünyasının çöktüğü yerde, basit, irrasyonel ve mutlak açıklamaların kabulünün daha olanaklı hâle gelişinden söz eder. Sorgulanamaz mitler, mutlak kimlikler ve irrasyonel açıklamalar sunarak boşluğu doldurur. Bu aynı zamanda, doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün anlamı ve gerçekliğinin olmadığı bir fikrî zeminin üzerine her türlü fikrin inşa edilebileceğini işaret eder. Kitlelerin yalnızlaşması ve “yönünü kaybetmesi” basit ve kesin anlatılara olan ihtiyacı artırır; faşizm bu ihtiyacı “otorite”, “kader”, “gelenek” ve “düşman” figürleriyle karşılamıştır; anlamın zorla dayatılmasına yol açmıştır. Bu fikir, faşizmin kitlelerde karşılık buluşunu açıklamaya yetmese de içerisinde anlam dünyasına dair düşündürücü açıklamalar barındırır. Tarihsel olarak faşizmin yükseldiği dönemde de, ekonomik kriz, savaşlar ve devrimci mücadeleler arasında eski anlam dünyası yıkılmış, buradan iki tür yeni anlam dünyası açığa çıkmıştır. Ya faşizmin değerleri yükselmiş ya da devrimci inşa süreçleri başlamıştır.
Dolayısıyla bugün ekonomik krizler, savaşlar ve belirsizliğin içinde bir “nihilist penguen” figürünün anlam dünyasındaki çözülmeye vurgu yapması tesadüf değil. Ancak bu, kendiliğinden özgürleştirici bir figür veya buna duyulan özlem olarak karşımıza çıkmıyor. Eski anlam dünyasının çözülüyor oluşundan “hiçlik”le yol açıp mutlak ve irrasyonel bir anlam dünyasına kapı açmak yerine, bilinebilir gerçeklere dayanarak yeni bir anlam dünyası yaratmanın zorunluluğunu gösteriyor.
Dolayısıyla “belirsizliğe” yürüdüğü düşündürülerek romantize edilen bu penguen, bu yönsüzlüğün ve belirsizliğin neyle doldurulacağı sorusunu ortaya koyan bir metafor olarak duruyor aslında. Dolayısıyla nihilist penguen, içine kendi anlamlarımızı yükleyebileceğimiz bir boşluğu temsil ediyor. Ve bir penguenin yönsüzlüğünün viral oluşuyla, Grok’un dilediği gibi konuşma hadsizliği aynı zemin üzerinde gerçekleşiyor. Bu açıdan, Donald Trump’ın “Pengueni kucakla” diyerek kendisiyle penguenin el ele tutuşup Grönland’ı almaya ilerlediği bir yapay zekâ görselini X’te paylaşması, yönsüzlük ve belirsizliğe atıf yapan bu metafordan, ne yönde bir anlam devşirmeye çalıştığını göstermesi açısından güzel bir örnek.
Penguenin de, tıpkı insan gibi, ancak bir topluluk içerisinde yaşamını sürdürebileceği açık. Öyleyse tek başına dağlara yürümek, cesur bir kopuş değil; büyük olasılıkla farkında olunmayan bir ölüme gidiş. Kapitalizmin krizleri ve emperyalist savaşın eşliğinde, direnişlerin içinde ve büyük isyan ve mücadelelerin eşiğinde, geleneksel anlam dünyası çökerken, buzun ortasında tek başına duran penguenin açıklanamayan bir “Neden?” sorusuyla kalakalmasını beklemek üzücü olur. Oysa asıl soru şudur: Bizi bekleyen şey, belirsiz bir heyecan veya körlükle kendi başına ölüme yürümek mi, yoksa hep birlikte yeni bir yol çizmek mi? Yirminci yüzyılın başında bu sorunun adı “faşizm mi, sosyalist devrim mi” idi. Bugün aynı soru, bir penguenin sessiz yürüyüşünde ve bir yapay zekânın ürettiği dilde yeni bir karşı-devrimcilik içerisinde ve yeni bir farkındalık yaratarak karşımıza çıkıyor.
[1] Neil Faulkner, Tırmanan Faşizmin Kitle Psikolojisi, Marksist-Freudyen bir Analiz, Yordam Kitap, s. 28.
[2] age. s. 11.
[3] Guy Debord, Gösteri Toplumu, Ayrıntı Yayınları, s. 21-22.




