30. yılında 2 Temmuz 2023’ten geriye kalanlar | Barış Altınsoy

“Dile kolay” gelenin yaşanırken ne kadar zor olduğunu bildiğimiz nice olaylar hepimizin yaşamında muhakkak yer almıştır.

“Bu yıl Sivas katliamının 30. yılı” dile kolay tam 30 yıl geçmiş diyebilir belki okur ama 30 yılı yaşamak aynı kolaylıkta olmasa gerek.

“Bu yıl Sivas katliamının 30. yılı” bir katliam düşünün 30 yıl olmuş ve hâlen anısı dün gibi ayakta.

2003 yılında başını Ertuğrul Özkök ve Sivas Sanayi Odası Başkanlığının başını çektiği “onuncu yıl sonuncu yıl olsun” kampanyasının “varsın ateşin suskunlukla beslensin, benim de yüreğim gençliğini almış yanına, yürür başı dik” diyen Kaldıraç dergisi okurlarının önderliğinde yiğit ve özverili çalışmalar ile durdurulduğu da hâlen anılarımızda. “On yıl oldu artık halk eskisi kadar duyarlı değil, artık sokakta değil salonlarda anma yapalım” diyenler de hatırımızdadır.

30 yıl oldu ve hâlen Sivas’taki ateş yüreğimizin orta yerinde durmakta.

Sivas katliamı hâlen günceldir

Diyorlar ki “Sivas katliamı demeyelim” “Sivas ticari ve turizm açısından yıpranıyor, bu durum her kesimden Sivas’ta yaşayanları da üzüyor.” Tamam demeyelim de ne diyelim? Ya da neden “Sivas katliamı” demeyelim? Bir katliamla yüzleşme, halk tarafından verilen adlandırmalarla oynayarak mı gerçekleştirilir? Bize bunu söyleyen dostlarımız kendileri de bilmez mi yüzleşmenin, hesaplaşmanın bu şekilde olmayacağını?

Bir katliam var ve tüm şehirle anılmakta, anılmakta çünkü katliamdan sonra bile Alibaba Mahallesi’nde günlerce babalarımızın ellerinde baltalarla nöbet tutmak zorunda kalmaları hâlâ gözümüzün önünde. Şehirde aylar sonra bile o veya bu nedenle saldırıya uğramaya devam ettik. Birçoğumuz şehri terk etmek zorunda kaldık.

Katliama kadar Sivas’ta yaşamış annem ve babamla, Sivas’ta yakın dostlarımızdan kimlerin kaldığını anlamaya çalıştık. Tahmin edersiniz ki şehir merkezinde evine uğrayacağımız kimsemizin kalmadığını şaşırarak anladık.

Madımak katliamı dediklerini duyuyoruz bazen. Doğru ama eksik. Eksik çünkü artık bu katliamla hesaplaşmadan ve yüzleşmeden Sivas’ın üzerindeki acı bulutlar kalkmayacak. Sivas kahredici bir şekilde katliamla birlikte anılmaya devam edecek.

Evet hesaplaşma ve yüzleşmeyi birlikte kullanıyoruz. Katliama uğrayanlar açısından hesaplaşma katliamlardan çıkış yolunu göstermektedir. Yüzleşme ise “ateşi suskunlukla besleyen” kitlelerin insanlaşması, iyileşmesi için gerekendir. Ve ihtiyacımız olan mücadele hattı hesaplaşmayla birlikte yüzleşmeyi birbiri ile ilintili yürütebilmekte saklı.

Bu ilişki anlaşılmadan “Sivas değil Madımak diyelim, katliam değil yangın diyelim” yaklaşımı hatalı ve 30 yıllık mücadeleye zarar veren bir zemine oturacaktır.

Anadolu Alevilerinin tarihi katliamlar tarihidir

Özellikle Babai ayaklanmasından sonrasını bu şekilde özetlemek mümkündür diye düşünüyorum.

1500’lü yıllar Osmanlısının dinî otoritesi Şeyhülislâm Ebu Suud Efendi’nin, “Bu Kızılbaş taifesinin katli vaciptir. Bunların malı, kadınları Müslümanlara helâldir, Kızılbaş öldüren Müslüman cennete gidecektir, ölen Kızılbaş’ın yeri cehennemin ta dibidir,” fetvasından da anlaşılacağı üzere Osmanlı tarihi boyunca Aleviler devlet eli ile katliamlara maruz bırakılmıştır. Cumhuriyet döneminde de bu gelenek devam etmiştir. Tıpkı cumhuriyetin 100. yılı kutlanırken polis teşkilâtının 178. yılı kutlanmasında olduğu gibi…

Katli vacip ilan edilen, binlerce yıldır yok edilmeye çalışılan bir halkın yaşama ve ayakta kalma çabası muhakkak anlaşılmak zorundadır.

Burada bir parantez açıp şu konuya da değinmek gerekir kanısındayım. Bazı akademisyenler “Alevi sekülerleşmesinden” bahsederek Aleviliğin bir zaman diliminde eriyeceğinden bahsetmekte. Hatta 30 yıl, 50 yıl gibi süre verenleri dahi mevcut. Binlerce yıldır katliamlarla yok edilememiş bir halkın bu kadar kısa sürede asimilasyon ile dönüştürülemeyeceğini biliyor olmaları lazım. Yoksa “Alevilerde akıllı telefon sahibi olmayan kaldı mı?” şeklinde sorular sorarak tezlerini doğrulamaya çalışmaları ilk elden yüzeysel ancak bir düşünsel kavrayış yaratma çabası olduğu izlenimi yaratıyor. Kişi sormadan edemiyor hâliyle; iyi de zaten varoluşu ile birlikte Alevilik bir seküler varoluş değil mi ki? O nedenle zaten katli vacip ilan edilmedi mi?

Tartışmanın, emin olmamakla birlikte, iyi niyetli ancak zorlama bir tartışma olduğunu kanısındayım. Bir yandan Suriye savaşı diğer yandan da bugün oluşturulan cemevleri başkanlığı ile birlikte ele alındığında elbette tartışmanın kendisi de niyetten bağımsız olarak bir yere oturmakta diyerek parantezi kapatayım.

İşte 2 Temmuz ’93’te yaşananları da Alevilere yönelik olarak tarihteki benzer katliamlardan bir tanesi olarak el almak sanırım hatalı olmayacaktır. En azından Alevilerin bu katliamı bir Alevi katliamı olarak nitelemesine hiçbirimizin bir itirazı olmayacaktır.

Anadolu tarihi boyunca egemenler hangi kesimlere mesaj vermek istemişse çoğunlukla Alevileri katletmiştir. İster yoksul köylülerin isyanını bastırmak için deyin ister ayanların desteğini alıp Safevilere karşı içeride birlik yaratmak için deyin, isterse de yükselen Kürt mücadelesi ile Anadolu’daki harekete geçen işçi direnişlerinin birleşmesini engellemek için deyin, ne derseniz deyin egemenler Alevileri şu ya da bu nedenle hedef almışlardır.

Bundan dolayı 2 Temmuz Sivas katliamını tanımlarken, işçi sınıfı ve emekçilere yönelik yapılmış bir saldırı olarak tanımlamak ne kadar doğru ise Anadolu Alevilerine yapılmış bir saldırı olarak tanımlamak da o kadar doğrudur. Ama hangi açıdan bakarsak bakalım katliamın ağırlığının büyüklüğü Alevi halkımızın omuzlarındadır. Bu alanda yaratılacak tartışma halkların ve işçi sınıfının mücadelesine kalıcı zarar verecek ve çatlaklardan egemen ideolojinin sızmasına neden olacak tartışmalardır. Her toplumsal kesimin kendi cephesinden kendi gündemleri ile katliamların hesabını sorma mücadelesini büyütmesi doğru olandır.

Peki katliamın 30. yılında Sivas’ta neler oldu?

Önce olmayanı söyleyeyim.

30 yıldır ilk kez şehitlerimizin birçoğunun yaşadığı Ankara’da merkezde bir miting gerçekleşmedi. Nâzım’ın “yarısı buradaysa kalbimin yarısı Çin’dedir doktor” dediği gibi, yarısı Sivas’ta ise yarısı Ankara’dadır 2 Temmuz Sivas katliamının. Kurban bayramının son gününe denk gelmesi nedeni ile miting yapılmaması açıklaması ile geçiştirilecek bir konu olarak maalesef kabul edilemez. Kabul edilemez çünkü bir yıldır bayramın son günü ile 2 Temmuz mitinginin çakıştığı bilinmekte idi.

Mahallelerde yapılan anmaları, Ankara mitinginin yerine ikame olarak düşünmek doğru değil. Ankara mitingine hazırlık olarak ele alınmalıydı. Ancak bu konuda tertip komitesine yaptığımız ısrarlı önerilerimize ve uyarılarımıza rağmen Ankara mitingi olması gerektiği hâli ile örgütlenemedi.

Bu yıl 2 Temmuz günü Sivas mitingine yönelik olarak Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri ve Alevi Bektaşi Federasyonu yöneticileri hazırlık çalışmaları kapsamında özellikle Sivas’ta birçok köye ziyaretler düzenlediler, köylerdeki anmalara ve etkinliklere katılarak Sivas mitinginin duyurusunu aktif olarak yaptılar. Bizlerin de bazı etkinliklere birlikte katılma fırsatı bulduğumuz çalışmaların oldukça kıymetli, öğretici ve örgütleyici olduğunun altını çizmekte fayda var.

Bir süredir Alevi halkının yoğun olarak yaşadığı köy ve kasabalarda sürekliliği olan bu çalışmaların sonuçlarını ilerleyen günlerde hep beraber daha fazla göreceğimizi düşünüyoruz. Hatta bu çalışmaların miting alanına moral ve özgüven olarak yansıdığını söylemek abartılı olmayacaktır.

Sivas mitingine çoğunluğu İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Mersin’den olmak üzere yaklaşık 4 bin kişinin katıldığını söyleyebiliriz. Özellikle bayram gibi tatil günlerinde Sivas’taki mitinge bu şekilde katılım sağlayabilme, başta PSAKD ve ABF olmak üzere örgütlerimizin en azından kendi şubelerinde 2 Temmuz çalışmalarını canlı bir şekilde gündem yapabildiklerini bize göstermekte.

Alandaki coşku ve canlılık, sloganlarda dile gelen öfke, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’nin Alevi kurumları ve düzenleyici kurumlar adına tüm alanı kapsayan ve geleceğe yönelik olarak mücadele çağrısını somutlayan umut veren konuşması, bir de Almanya’dan gelen çok hızlı slogan atabilen gençler kanımca 2023 2 Temmuz Sivas mitinginde altının çizilmesi ve hatırlanması gereken başlıklar olarak ele alınabilir.

Ne yapmalı ya da “devletin Alevisi olmayacağız”

2 Temmuz mitinginde her kortejde aşağı yukarı “devletin Alevisi olmayacağız” vurgusu oldukça belirgin bir şekilde öne çıkmaktaydı. Cemevleri Başkanlığı projesi, Çedes projesi gündemleri ile birlikte kürsünün de gündeminin “devletin Alevisi olmayacağız” şiarı olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamıyla kürsü ile kitlenin talepleri mitingde ortaklaşmıştır. Cuma Erçe’nin de konuşmasında altını çizdiği üzere mücadele planı bu hat üzerine kurulmaktadır.

Şimdiden 2024 2 Temmuzu’nda on binlerin alanlarda olması için çalışmaları sıklaştırmamız gerekmekte. Bu yıl alanlara akan binlerce canımız ile birlikte 2024 2 Temmuzu’na hazırlanmalıyız. Tarih boyunca devletin Alevisi olmayan bir halkın kendi tarihinden daha fazla güç alması ve yol açması gereken günlerin arifesindeyiz. Özellikle Alevi örgütlerimizin, yürütülen bütün çalışmalara paralel olarak Babailerden Pir Sultanlara, Şahkulu’ndan Kalender Çelebi’ye, Koçgiri’ye kadar gelen direnişler ve Alevi halk kahramanları üzerine paneller, söyleşiler, sanatsal faaliyetlerle dolu bir çalışma planı yapmasının mücadele hattımızın örülmesine katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Konu ile ilgili çalışmaların organize edilmesinde, eğitimlerin planlanmasında ve örgütlenmesinde Alevi örgütlerimizin yanında olacağımızın bilinmesini isteriz.

Sivas katliamını unutmayacağız. Biliyoruz ki unutursak tekrar hatırlatırlar. Bir daha yaşanmaması için, şehitlerimizin hesabını sormak için, güzel bir ülke kurabilmek için 30 yıldır yüreğimiz yangın yeri.

Sivas katliamında yitirdiğimiz tüm canlarımıza söz veriyoruz:

“Davamız divana kalmayacak.”

14.07.2023

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz