Ana Sayfa Blog Sayfa 221

Yasakları yıkmak: Newroz

Kocaeli ve Ankara üniversitesinde olduğu gibi, üniversitelerde genellikle polis saldırıları ve engelleri hakimdi. Saldırıların görece az olduğu durumlarda ise devletin bomba haberleriyle korkutma ve medya yoluyla lekeleme kampanyaları dikkat çekti. Polis saldırılarının yaşandığı yerlerde ise halk saldırılara direnişle karşılık verdi.

İstanbul
İstanbul’da Newroz yasağına rağmen halk, Bakırköy Halk Pazarı’na gitmek üzere yola çıktı. Halk, polis kuşatmasıyla karşılaşırken, yerellerin neredeyse tümünde ve neredeyse her HDP binasında Newroz’u kutlamak isteyen kitlelerin araçlarına el kondu, kitleye tazyikli su, biber gazı ve plastik mermilerle saldırıldı.
E-5’deki Yenisahra üst geçidine “Newroz ateşi Saray’ı yakacak” yazılı pankart asan ESP ve SGDF üyelerine saldıran polis 4 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanların isimleri şöyle: ESP üyeleri Ahmet Ayva, Volkan Doğan, SDGF üyeleri Yılmaz Uzunoğlu ve Mert Yıldız.
Halkın direniş ruhuyla Newroz’a katılacak olmasından çekinen devlet güçleri, HDP’nin neredeyse tüm ilçe binalarını kuşatma altına alıp gözaltılara başladı. HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, HDP’li vekiller Filiz Kerestecioğlu, Pervin Buldan ve eski HDP Milletvekili Levent Tüzel’in bulunduğu HDP Bahçelievler İl Örgütü binasının bulunduğu sokağa giriş-çıkışlar kapatılırken, sarı basın kartı olmayan gazeteciler de sokağa alınmadı.
HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ve DBP Eşbaşkanı Kamuran Yüksek, gazetecilerin HDP Bahçelievler ilçe binasına alınmaması üzerine, binanın bulunduğu sokağın başında açıklama yaptı.
Bakırköy’e yola çıkan binlerce kişinin engellendiğine dikkat çeken Yüksekdağ, “Alan yasaklamaları ile Newroz yasaklanamaz. Yasaklar bizi engelleyemez” diye konuştu.
“Bütün halkımızı Newroz’un özüne uygun bir biçimde kutlamaya davet ediyoruz” diyerek polis ablukasını ve Newroz yasağını protesto eden Yüksekdağ, DBP Eşbaşkanı Yüksek ve milletvekilleri ile birlikte Bakırköy’e gitti.
Beyoğlu Hacıahmet Meydanı’nda Newroz’u kutlamak amacıyla bir araya gelen kadınlara polis biber gazı ve tayzikli suyla saldırdı. Saldırının ardından ara sokaklarda Newroz ateşini tekrar yakıldı.
Avcılar’dan Newroz alanına gitmeye çalışan halkın araçlarına polis el koyunca, halk metrobüslere binerek, Bakırköy’e doğru yola çıktı. Bakırköy’e ulaşan kitle, İncirli’de polisin saldırısına maruz kaldı.
Zeytinburnu’nda mahallelerden toplanarak Çırpıcı Park’ta bir araya gelen halk, AKP’nin yasağına karşı parkta “Her yer Newroz, her yer direniş”, “Biji berxwadana Surê” sloganları atarak direniş halayına durdu. Ancak, halkın Newroz kutlamasına tahammül edemeyen polis, gaz bombaları ve tazyikli sularla saldırdı.
1 Mayıs mahallesinde ise, Şükrü Saraç Parkında toplanan kitle, newroz ateşi yaktı. Halaylar çekildi. Yaklaşık yirmi dakika sonra polis, kitleye saldırdı. Kitle ara sokaklara giderek newroz ateşini sokaklarda yaktı.
Çatışmalar akşam saatlerine kadar sürdü. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, 120 kişinin gözaltına alındığını bildirdi.

Her yer Newroz her yer serhildan!
20.03.2016 tarihinde derneğimizin önünde toplanıp Sarıgazi HDP önüne gittik. Newroz alanina gitmek için hareket eden araçlarımız polis tarafında engellenip bağlandı. Daha sonra Newroz’u olduğumuz alanlarda kutlamaya karar verdik. Her yer Newroz alanı…
Kitle, Demokrasi Caddesi’nde toplanmaya başladı. Polis ikaz etmeden kitleye plastik mermilerle saldırdı. Polisin orantısız saldırısına kitle karşılık verdi ve polis gözaltı yapmaya başladı. Zaten hedefi gözaltı yapmaktı, bulduğunu alıyordu. Ben de 11  kişilik polis grubu tarafından işkenceyle ters kelepçeli gözaltına alındım. Alındıktan sonra Sarıgazi Kaymakamlığı’nın bodrum katına götürülüp işkenceye maruz kaldım. Ne kadar polis varsa hepsi bana saldırdı. Bunun dışında ajanlaştırmak istediler; “Devletin yanında ol, seni maşa olarak kullanıyorlar” dediler. Yaklaşımları sert ve ahlaksızca idi .
“Sizin başkanınız Selahattin Demirtaş 2000 TL’lik kravat takıyor, sizin sokakta ölüp ölmediğiniz umurlarında değil.” dediler.  Ben de kendilerine sordum; “Sadece onu söylüyorsunuz, diğerlerini söylemiyorsunuz. Onlar, tepedekiler hırsızlığın en büyüğünü yapıyorlar.” dedim. Bana çok yüklendiler. Bir şey alamayacaklarını anlayınca beni Sancaktepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürdüler. Orada 4 kişiydik, yoldaşlardan birisi kadındı. Ona yüz kızartıcı küfürler ettiler. Ertesi gün savcılığa sevk edildik; 3 kişi serbest bırakıldı, kalan diğer kişi başka bir davası yüzünden bırakılmadı.
Baskılar Bizi Yıldıramaz
Her Yer Newroz Her Yer Serhildan
Sarıgazi’den Kaldıraç Okuru

İzmir
İzmir’de de HDP İzmir İl Örgütü binası önünde kutlanacak Newroz kutlaması öncesi parti binasının etrafı polis bariyerleri ile kuşatıldı.
Kutlamanın yapılacağı alana çıkan tüm yollar, polisler tarafından trafiğe kapatıldı.
İzmir Narlıdere Atatürk Mahallesi Meydanı’nda Halkların Demokratik Partisi(HDP), Yeni Demokrat Gençlik(YDG) ve Partizan’ın ortak düzenlediği Newroz etkinliğine polis saldırarak 3 kişiyi gözaltına aldı.
Yapılmak istenen Newroz etkinliği öncesi polis, alanı ablukaya alarak etkinliğin yapılmasına izin vermeyeceğini belirtti. Bunun üzerine alanda toplanan kitle polisin kurmak istediği baskıya aldırmadan sembolik olarak ateş yaktı. Yakılan sembolik ateşe tahammül edemeyen polis, ateşin derhal söndürülmesi için kitleye uyarı yaptı. Ardından polis kitleye saldırdı. 3 kişi gözaltına alındı. Polisin saldırısı sonrası gerçekleşen gözaltılarla birlikte etkinlik alanı çevik kuvvet ile dolduruldu. Newroz etkinlik alanının çevik ile dolmasının ardından kitle alanı terk etti.
Ayrıca Newroz kutlamalarından bir gün önce devlet tarafından yapılan operasyonlarda Anadolu Ajansı’nın haberine göre, “molotof kokteylli eylem yaptıkları” iddiasıyla değil, “molotof kokteylli eylem yapacakları şüphesiyle” 19 kişi gözaltına alındı. Operasyonda gözaltına alınmak istenen 10 kişinin de adreslerinde bulunamadıkları söyleniyor.
Gözaltına alınanlar arasında HDP’nin Buca ve Konak ilçe başkanlarıyla, ilçe teşkilatı yöneticileri de bulunuyor.

Amed
Aylardır sürdürülen saldırılara, yapılan katliamlara ve en son “bomba patlayacak” dedikodularıyla katılımın engellenmek istendiği Diyarbakır Newroz’u yüzbinlerin katılımıyla kutlandı.
Newroz’a akan yüzbinlerce insan, Kürt ulusal marşı “Ey Raqip” eşliğinde saygı duruşuyla başladı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Kürtlerin özgürlük kararı verdiğini ve bunda ısrar ettiğini belirterek, “Biz hazırız, Türkiye de özgürlüğe ve birlikte yaşamaya hazır olsun” dedi.
Diyarbakır’da sabah saatlerinde halk evlerinden çıkarak Newroz alanının yolunu tuttu. Hemen her köşe başında engellenen, geri çevrilen araçları durdurulan Diyarbakırlılar her şeye rağmen alana ulaşmaya başladı. “Bomba araması” yapıldığı gerekçesiyle kitlenin alana girişi saat 09.30’a kadar engellendi.
Alana girmek için yaklaşık 5 kilometre karelik alanın etrafını dolaşarak alana girmenin yollarını arayan Diyarbakırlılar arama noktalarının açılmasının ardından alana akmaya başladı. Bütün tehditlere ve saldırılara inat ailece Newroz alanın yolunu tutan Diyarbakırlılar böylece yaratılan korku duvarlarını da aştı. Diyarbakırlıların, korku duvarlarını yıkarak alanı doldurması ve yüzbinlerce kişi ile alanda yerini almasıyla birlikte alandaki Newroz ateşi de yakıldı. Yakılan Newroz ateşi ile bütün saldırılara rağmen kanları ile özgürleştirilmiş alanların terk edilmeyeceğinin mesajı verildi.
Newroz programı böylelikle başladı. Kurmancî, Soranî ve Kirmançkî, Kürdistan’ın dört bir tarafı selamlandı. Ardından Kürdistan  marşı olan “Ey Raqip Marşı” okunarak program başladı. Marş çalındığında yüzbinlerce insan saygı duruşunda bulundu. Sahnede yapılan anonslarda Newroz’un özerklik ve özyönetim Newroz’u olduğu ifade edildi.
Tertip Komitesi adına Hafize İpek açılış konuşmasını yaptı. Kürtlerin özgürlük istediğini belirten İpek, “Bugün Kürtler bedenlerinde kan dolaştığı müddetçe mücadele edecek” diye konuştu. İpek, Newroz’da emeği geçen herkese teşekkür ederek, gelenleri selamladı.
Ardından sahneye Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanları Fırat Anlı ve Gültan Kışanak çıktı. Alandakileri Kürtçe selamlayan Anlı, katılımcıları gösterdikleri direnişten dolayı kutladı. Anlı, “Bugün ‘Amed’te korku var, Amed Newroz’u kutlamayacak, alanlara çıkmayacak’ dediler. Ama bütün bunları tanımadınız, binlerce kez eviniz şen olsun. Yüzbinlerce insan bir kez daha Newroz alanını doldurdu. Kobanê’ye, Şırnak’a, Hewler’e, Mahabad’a sıcak selam göndereceğiz” diye konuştu. Newroz’un başlangıç olduğunu, özgürlük koktuğunu ve özgürlük birlik günü olduğunu belirten Anlı, “Biz biliyoruz her karanlıktan sonrası aydınlıktır, inşallah özgürlüktür” dedi. Kürtlerin bir kez daha kendi tarihlerini yazdıklarını dile getiren Anlı, “Şehitlerimizi anıyoruz. İnşallah ülkemizin bir parçası el ele tutacak ve özgürlüğü sağlayacak. Biz halkımıza güveniyoruz. Newroz kutlu olsun” diyerek sözlerini tamamladı.
Gültan Kışanak da, direniş merkezlerine selam göndererek başladığı konuşmasında, “Selam olsun Amed zindanlarında 3 kibrit çöpüyle zulme karşı direnişe duran Mazlum Doğan’a, selam olsun 90’lı yıllarda bedenini Newroz ateşi yapan Zekiye Alkan’a” dedi. Newroz’un tarihine dikkat çeken ve “Zulüm ve karanlığın en katı olduğu dönemlerde zulme karşı yakılmış ateştir” diyen Kışanak, “Arkanızda bıraktığınız onlarca canınız var, yitirdikleriniz var. Onların her birini saygıyla selamlıyorum. Bu alana gelen bütün analarımızın ellerinden öpüyorum. Umudumuz büyüktür, umudumuz özgürlüktür. Bunu mutlaka gelecekte kuracağız. Bize zulme boyun eğmek yakışmaz. Biz umudu ve barışı temsil ediyoruz. Biz Amediz Amed” şeklinde konuştu.
Kışanak, günün birlik olma günü olduğunu belirterek, Türkiye’ye “Bizim geleceğimiz birlikteliktedir, ırkçılığa karşı faşizme karşı el ele verirsek bu ülkeyi geleceğe taşırız. Biz hazırız, Amed hazır, Türkiye de geleceğe ve özgürlüğe hazır olsun” diye konuştu.
Kışanak, Öcalan’ın mesajlarının demokratik kurtuluş manifestosu olduğunun görüldüğünü belirterek, “Geleceği birlikte inşa etmek istiyoruz” dedi ve sözlerini özgürlük talebiyle sonlandırdı.
Tarihi Diyarbakır Newroz’unda açılış konuşmasının ardından konuşan HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit yaptı. 2013 Newroz’unda aynı sahnede PKK önderi Abdullah Öcalan’ın halkların barışı için kaleme aldığı mektubunun okunduğunu hatırlatan Koçyiğit, “Barış ikliminden rahatsız oldular. Barış işlerine gelmedi. Barış onlara oy getirmiyordu. Bütün hırsızlıkları, arsızlıkları yolsuzlukları devam ettirmek için barıştan vazgeçip savaş kararını verdi. Bu savaş kararı Türkiye’de ve Kürdistan’da uygulanıyor. Bu coğrafyada 100 yıldır Kürtlere karşı baskı ve sindirme politikalarıyla karşı karşıya kaldı. Ama biz biliyoruz ki 90’larda köy yakmalar, asimile politikaları nasıl boşa çıktıysa bu gün de boşa çıkacaktır. Bu yaptıklarına karşı hiçbirimiz bu mücadeleden vazgeçmedik. Vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.
Kürt halkının direnmekten başka hiçbir seçeneğinin olmadığını vurgulayan Koçyiğit, “Ancak direnişle mücadele edersek, bu ülkeye barış gelecek. Aksi yıkılıştır, iç savaştır, teslim olmaktır. Asla bunlara teslim olmayacağız. Biz alanlara çıkıp, barışa sahip çıkarsak, ülkenin tek kurtuluşu olduğunu ortaya koyarsak işte en büyük cevabı onlara vereceğiz. Daha fazla omuz omuza duracağız. Daha fazla savaşa karşı mücadele edeceğiz” dedi.
Diyarbakır Newroz’u program bitiminde alandan ayrılan gençlerin ellerindeki flama ve pankartları bahane eden polis gençleri gözaltına almaya çalıştı. Newrozdan çıkan kitlenin tepki gösterdiği polis, Gaz bombaları ile kitleye saldırdı.

Ağrı
Ağrı’da polis engeline rağmen Belediye Açık Otoparkı’nda bir araya gelen on bine yakın kişi, Newroz’u kutladı. Kutlama, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşuyla başladı. HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ile Ağrı Belediye Eş Başkanı Sırrı Sakık’ın Newroz ateşini yakmasının ardından alanda bulunan kitlenin coşkusu doruğa çıktı.
Kutlamada konuşan Ağrı Belediye Eş Başkanı Sakık, Newroz’un zorbalığa karşı başkaldırının sembolü olduğunu söyleyerek, Newroz direnişlerinde yaşamını yitirenleri andı. Newroz yasaklarına da değinen Sakık, “Bugün yasaklamaya çalışanlar dönüp geçmişe baksınlar. Kavga ede ede Newroz’u nasıl özgürleştirdiğimiz görsünler” ifadelerin kullandı.
Sakık’ın ardından konuşan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ise, Kürt halkının zulme karşı asla boyun eğmediğini vurgulayarak, “O ablukalarda direnenlerin tek amacı vardı. Türkiye’nin dört yanına abluka kurulmasın diye direndiler. Türkiye’nin bütün kentlerine ölüm sessizliği salmak istiyorlar. Yaşayan halkımızı, yaşayan ölülere dönüştürmeye çalışıyorlar. Bu halk daha ölmedi. Yürüttüğünüz savaşa rağmen karşınızda dimdik ayakta. Bu toprakları yaşayan ölüler coğrafyasına dönüştürmeye çalışanlara izin vermeyeceğiz. Onların yaydığı korku ve şiddete teslim olmaktansa, onların karşısında dimdik ayakta durarak her şeyi göze almayı biliriz” dedi.

Kobané
Kobanê Kantonu’nda her yıl Miştenûr Tepesi’nde düzenlenen Newroz kutlaması “Özgür Rojava’dan Demokratik Federal Suriye’ye doğru” şiarıyla başladı. Sabah saatlerinde çocuk, genç, yaşlı ve kadınlar ulusak kıyafetleri ile tarihi direniş abidesi olan Miştenûr Tepesi’ne akın etti. Kadınların yoğunlukta olduğu kutlama büyük bir coşkuyla başladı. Halk arama noktalarından Asayiş görevlilerin araması sonucu alana girerken, Newroz güvenliği ise YPG ile asayiş güçleri tarafından sağlanılıyor.
Miştenûr Tepesi’ne yayılan Kobanêliler çalınan müzikler eşliğinde büyük bir coşkuyla “Cejna Rêber Apo pîroz be”, “Bijî Serok Apo”, “Bijî berxwedana bakur” sloganlarıyla halaya duruyor.
Cizîr
Cizîr Kantonu genelinde Newroz Bayramı kutlamaları için yurttaşların kutlama alanlarına doğru akışı coşkuyla başladı.
Dêrik, Girkê Legê, Tirbespiyê, Qamişlo, Amudê, Dirbêsiyê, Serêkaniyê, Til Temir ve Hesekê’de yapılacak olan kutlamalarda yurttaşlar geleneksel kıyafetleri ile alanları doldurmaya başladı. Ulusal kıyafetli yurttaşların alanlara doğru hareketliliği renkli görüntülere sahne oluyor.
Sendika.Org, DİHA, Direnişteyiz.Org,
Dayanisma.net, IMCtv.com.tr,
ozgurgelecek.org

Yusuf Yerkel’in tekmelediği madenciye 10 ay hapis cezası!

Hem tekmeledi, hem davacı oldu!
Soma katliamının ardından yüzlerce yıl öncesinden dünyadan örnekler sıralayarak, “bu işin fıtratında var” diyerek katliamcı şirketi aklamaya çalışan dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan Soma’da yoğun tepkilerle karşılaşmıştı. Yüzlerce madencinin ve hayatını kaybedenlerin yakınlarının öfkeli protesto eyleminde Erdoğan’ın Müşaviri Yusuf Yerkel maden işçisi Erdal Kocabıyık’ı tekmelemiş, ardından da “ayağım incindi” diyerek rapor alıp Kocabıyık hakkında davacı olmuştu.
Gerekçe: ‘kamu malına zarar verdi’
Kameraların önünde dövülen Kocabıyık, önce başbakanlık koruma aracına hasar verdiği gerekçesiyle faiziyle birlikte 631 lira para cezası ödedi. İkinci bir dava da ‘kamu malına zarar vermekten’ açıldı. Kocabıyık, bu davadan da suçlu bulunarak 10 ay hapse mahkum edildi.
Hapis cezasına tepki gösteren maden işçisi Kocabıyık, kararı temyize götüreceğini belirtti.
İşçi Gazetesi / 13 Mart 2016

İnşaat işçileri Nurol Holding kapısına dayandı: “Haklarımızı yedirmeyiz!”

İstanbul’da İnşaat İşçileri Sendikası’na üye işçiler, Nurol Park Güneşli şantiyesi K2 Mühendislik’te çalışan işçilerin ücretlerinin ödenmemesini protesto etti. Maslak metro durağında buluşan ve Nurol GYO Plaza önüne yürüyen işçiler, K2 Mühendislik’te çalışırken ücretleri ödenmeyen işçiler için eylemlerini sürdürecekleri söyledi.
İşçilerden Cömert Günay yaptığı açıklamada ocak ve şubat aylarına ait maaşlarının ödenmeden işten çıkarıldıklarını ve bu gasp edilen ücretlerin ve sosyal hakların ödenmesinden K2 Mühendislik kadar Nurol GYO’nun da sorumlu olduğunu ifade etti. Nurol Park Güneşli şantiyesinde çalışan işçiler olarak gasp edilen ücretleri ve sosyal haklarını istediklerinde hiçbir haklarının olmadığının söylendiğini aktaran Günay “Bizler taşeron işçiler olabiliriz ama köle değiliz. İnşaat İşçileri Sendikası üyeleri olarak hiçbir zaman kazanılmış haklarımızı pazarlık konusu yapmayız” dedi.
Sendika.Org / 23 Mart 2016

DİSK-AR: Gerçek işsizlik oranı yüzde 17.9, işsiz sayısı 5 milyon 749 bin

TYÇP kapsamında çalıştırılan işsiz sayısı 10 kat arttı
Kayıtlı işsizlerin çalışma hayatı dışında kalmaması amacıyla uygulamaya sokulan Toplum Yararına Çalışma Programı (TYÇP) kapsamındaki işsizlerin durumuna dikkat çeken DİSK-AR, geçtiğimiz yılın aynı döneminde bu kapsamda çalıştırılan işsiz sayısının 10 kat artarak 28 binden 300 bine yükseldiğine dikkat çekti. TÜİK tarafından açıklanan yüzde 10.8’lik işsizlik oranı TYÇP’nin etkisine rağmen gerçekleşti.
Kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 24,5
Verilere göre, kadınlar için resmi işsiz sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre 94 bin kişi arttı. Kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 24,5 oldu. Erkeklerde ise işsizlik oranı 35 bin kişi azaldı.
İşçi Gazetesi / 15 Mart 2016

Deri işçileri patronları uyardı

Deri Organize Sanayi’nde çalışan DERİTEKS üyesi fabrika işçilerinin katıldığı eylemde, patronların ekonomik kriz bahanesiyle sözleşmedeki mevcut haklardan taviz istedikleri ve toplu sözleşmeye yanaşmadıkları belirtilerek işçilerin greve hazır olunması istendi.
“Masada almadık, masada vermeyeceğiz!”
“Sözleşme hakkımız engellenemez”, “sözleşme hakkımız grev silahımız’, “ hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır” sloganları ile Derimsan Deri bünyesindeki Boss Deri fabrikası önüne yürüyen işçiler adına açıklama yapan DERİTEKS Tuzla Şube Başkanı Binali Tay, tüm işçileri greve hazır olmaya çağırdı. Yıllardır örgütlü oldukları Derimsan’ın üyelerini istifa ettirerek işyerini sendikasızlaştırmaya çalıştığını belirten Tay, bugüne kadar alınan hakların masada alınmadığını ve masada da verilmeyeceğini vurguladı.
Genel Teşkilat Sekreteri Hasan Uluşan da işçileri bu süreçte birlik ve beraberlik içinde olmalarını ve Derimsan işverenini de sendika baskına son vermeye çağırdı.
İşçi Gazetesi / 23 Mart 2016

Beşiktaş’ta işçilere polis saldırısı; 6 Gözaltı

İstanbul Beşiktaş Sait Çiftçi Devlet Hastanesi önünde toplanan Dev Sağlık-İş Sendikası üyesi işçiler, “Özel Sözleşmeli Personel Değil, Kadrolu İşçi olmak istiyoruz” yazılı bir pankart açarak yürüyüşe geçti. Barbaros Bulvarından yürüyerek Beşiktaş Meydanı’na varmak isteyen işçilerin önü Bulvar üzerinde kesildi. Polis barikatıyla durdurulan işçilerin yürümede ısrar etmeleri üzerine yaşanan saldırıda 6 işçi gözaltına alındı.
Gözaltına alınan işçiler polis aracına bindirilirken, işçilerle birlikte yürüyen DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu “Beni de gözaltına alın” diye bağırdı, ancak Çerkezoğlu için gözaltı yapılmadı. Daha sonra Çerkezoğlu ve bir grup işçinin Beşiktaş Meydanına yürümesine izin verildi.
Beşiktaş Kartal heykeli önünde yapılan açıklamada polis saldırısı kınanarak gözaltına alınan işçilerin derhal serbest bırakılması istendi.
İşçi Gazetesi / 27 Mart 2016

Mobbing, Borç Kıskacı, İşsizlik… 2013-2014-2015 Yıllarında en az 99 emekçi intihar etti

İSİG araştırması şu verileri kapsıyor:
Diyarbakır’da yaşayan sınıf öğretmenliği mezunu M.E (adını öğrenemedik), 10 Şubat 2016 tarihinde yapılan son öğretmen alımında da atanan 30 bin kişi arasında yer almayınca 6’ncı kattan atlayarak intihar etti. Yaşanan bu ölüm sonucu ataması yapılmayan öğretmen adaylarının sayıları 40’ı bulan intiharı ve son TEOG’da sınavı iyi geçmediği için Bursa’da intihar eden 13 yaşındaki A.B.Y.’nin ölümüyle birlikte konu 12 Şubat’ta yapılan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda tartışıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı ve bağlı kuruluşların bütçe görüşmelerinde Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, milletvekillerinin soru ve eleştirilerine cevap verdi. Nabi Avcı öğretmen intiharlarıyla ilgili “tarihe geçecek bir tespitte” bulundu:
“Şimdi, dramatik bir şey, bu atanamayan öğretmen adayı arkadaşlarımızla ilgili sık sık ‘Bu yüzden öğretmen adayı intihar etti’ falan gibi ifadeler kullanılıyor. Şimdi tıpta teknik tabiri nedir bilmiyorum ama bunu bile söyleyip söylememekte tereddüt ediyorum, ‘Gösterişçi intihar eylemi’ diye bir sendromdan bahsediliyor. Aslında niyeti olmadığı halde etrafında ilgi uyandırmak veya ilgi çekmek veya isteklerinin yerine gelmesini sağlamak amaçlı bu tür girişimler. Bana tıpçıların söylediklerini söylüyorum. Dolayısıyla bu tür haberlerin özendirici olmaması çok önemli.”
Öncelikle bir düzeltme yapalım. ‘Atanamayan’ değil ‘ataması yapılmayan’ öğretmenler. Zira bundan 30 sene evvel böyle bir sorun yoktu. Ancak neo-liberal kapitalist politikaların Türkiye’de hızla hayata geçirilmesinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Özellikle AKP iktidarı ile olgunlaşan güvencesizleştirme politikalarıyla birlikte birçok öğretmen, okuldan mezun olduğu halde ataması yapılmadı. Eğitim, öğretmenler ve öğrenciler de içinde olmak üzere alınıp satılan bir meta haline getirildi.
Bu gerçekleri bilmezlikten gelerek ‘yavuz hırsız’ misali açıklamalar yapan Bakan Avcı ve mensubu olduğu hükümet/iktidar yaşanan bu ölümlerin bir numaralı sorumlusudur…
Diğer yandan intiharlar sadece öğretmenler için geçerli değil. Ülkemizde banka çalışanlarından güvenlik emekçilerine, çiftçilerden inşaat işçilerine kadar birçok intihar yaşandı. Ancak onların ‘gösterişçi intihar eylemi’ bizim iş cinayeti olarak tanımladığımız bu ölümler üzerine Türkiye’de bırakın pratik mücadeleyi düşünsel, yazınsal anlamda bile bir çalışma yok. Bu noktada dünyada yaşanan işe bağlı intiharların nedenlerini inceleyecek ve ülkemizde son üç yılı kapsayan ‘işyerinde yaşanan’ ve ‘işe bağlı intiharları’ ele alarak bir çıkış noktası oluşturmaya çalışacağız…
İşçiler Neden İntihar Ediyor?
İşe (fazla ve aşırı çalışmaya) bağlı olarak ortaya çıkan intihar, 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren Japonya’da görülmüş ve karojisatsu kavramı ile tanımlanmıştır. Karojisatsu, işçinin fazla-aşırı çalışması sonucunda muhakeme yeteneğini kaybetmesi ve genellikle depresyona girmesi sonucunda meydana gelen intihar girişimidir. Bu intiharın fazla-aşırı çalışmaya bağlı olarak gerçekleştiğinin kanıtlanması için işçinin, intihar öncesindeki çalışma saatlerinin şu özelliklerden birinin ya da bir kaçının birlikte olması gerekmektedir:
a) Günde 10-16 saat arasında çalışmış olmak,
b) 4 hafta üst üste ortalama 65 saat ve üzerinde çalışmış olmak,
c) 8 hafta üst üste 60 saat ve üzerinde çalışmış olmaktır.
1970 sonrasında uygulanan neo-liberal kapitalist politikalar sonucu günde 12 saati geçen uzun çalışma süreleri, ağır ve aşırı çalışma, yoğun çalışma, iş baskısı, geçici işlerde çalışma, tele çalışma, iş stresi, düşük ücret, ücretsiz fazla mesai, performans sistemi vb. gibi çalışma koşulları işçilerin yaşamını ciddi olarak tehdit etmeye başlamıştır. İş cinayetleri hızla artmıştır. İşe bağlı intiharlar da önlenebilir bir sağlık sorunudur. Ancak önlenebilmesi için öncelikle iş cinayeti olarak kabul edilmesi gereklidir. İşe bağlı intiharların iş cinayeti olarak kabul edilebilmesi için ise çalışma ile ilişkili olduğunun ispatlanması gerekmektedir. Bu durumun zorluğu sorunun tanılanmasını ve boyutunu görünür kılmayı engellemektedir.
Karojisatsu Davası
İşe bağlı intiharlar uzun mücadeleler sonucu ilk olarak Japonya’da iş cinayeti olarak kabul edilmiştir. Japonya Anayasa Mahkemesi’ne taşınan ilk örneği de ‘Dentsu Karojisatsu Davası’dır. Dentsu şirketinde çalışan bir işçi uzun, yoğun çalışma saatleri ve bunun doğurduğu zihinsel, fiziksel ve sosyal tükenme sonucunda, 1991 yılı Ağustos ayında intihar etmiş, ailesi işyerine dava açınca uzun çalışma saatleri ile intihar arasındaki ilişki Japonya’da yasal olarak kabul edilmiştir.
İşe bağlı intihar girişiminde bulunmadan önce kişilerde depresyon, tükenmişlik sendromu, kronik yorgunluk ve muhakeme yeteneğini yitirme gibi zihinsel belirtiler görülmektedir. Bu belirtilerin beraberinde çalışanlarda baş ağrısı, mide ağrısı, ishal, kabızlık, hafif ateş gibi fiziksel belirtiler de ortaya çıkabilmektedir. Çalışanların hiçbir sosyal faaliyeti yoktur, bütün zamanlarını çalışmaya vermişlerdir. Ortak özelliklerine baktığımızda ise; çalışma yaşamındaki herkeste görülebilmekte, günde 11 saat ve üzerinde çalışma, uzun süre ve tatillerde dahi çalışma, yoğun iş stresi olan işçilerde görülmektedir.
Bir Ülkeye Özgü Değil: İntiharların Nedeni Güvencesizlik
İşe bağlı intiharların görüldüğü ülkelere baktığımızda; fazla-aşırı çalışmaya bağlı intiharların ilk olarak ortaya çıktığı ve kabul edildiği Japonya’da karojisatsu görülme sıklığı, 1999 yılında yüzde 12 iken, 2001 yılında yüzde 33,7’ye yükselerek yüzde 182’lik bir artış göstermektedir ve her yıl yaklaşık olarak 5000 kişinin fazla-aşırı çalışma nedeniyle intihar ettiği tahmin edilmektedir.
Fransa, Avustralya ve Birleşik Krallık’ta fazla-aşırı çalışma sonucu ortaya çıkan intiharlardan bazıları da iş cinayeti olarak kabul edilmiştir. Avustralya’da 2002 yılında yapılan bir çalışmada 1989-2000 yılları arasında görülen 109 intiharda çalışmanın önemli bir faktör olduğu saptanmıştır. Fransa’da 2007 yılında Renault ve Peugeot araba fabrikalarında, Avustralya’da telekomünikasyon işçilerinde çalışma ile ilişkili olduğu düşünülen intiharlar görülmektedir. Yine Fransa’da 2008-2010 yılları arasında France Telecom şirketinde çalışan 34 işçi ardarda intihar etmiştir. Yine Çin’de bulunan ve iPod, iPhone ve iPad üreten Foxconn fabrikasında işe bağlı intiharlar o kadar çoğalmış ve dünya basınına yansımıştır ki Apple firması “İntihar etmeyeceğim kendime iyi bakacağım” diye yazılı taahhüt almaya başlamıştır… Tabi ki bu örnekler buzdağının sadece görünen bir kısmıdır.
Bu noktada Türkiye’deki işçi intiharlarının işkollarına, nedenlerine vb. bakmak önemli. Böylece önümüzdeki dönem düşünsel, yazınsal çalışmalar ve pratik bir mücadeleyi oluşturmak açısından ilk adımları atabiliriz…
Öncelikle bir kavram karmaşası oluşturmaması açısından konuyu nasıl ele aldığımızı açıklamak gerekiyor. Yasalarımıza göre işyeri içinde gerçekleşen her intihar, nedeni ne olursa olsun ‘iş cinayeti’ kapsamındadır. Ancak bugüne kadar hukuken çalışma koşullarından kaynaklanan bir intihar diye tanımlanan ölüm olmamıştır. Bizler ise hem yasal mevzuata uyarak işyeri içinde (işe bağlı olan-olmayan) gerçekleşen hem de işyeri dışında salt işe bağlı intiharları da raporumuza aldık. Genel olarak da ‘işyeri intiharı’ kavramını kullandık. (Yoksa evde, işyeri dışında yüzlerce işçi intihar ediyor. Ancak çok az bir kısmının iş ile bağlantılı olduğunu saptayabildik) Buna göre;
2013 yılında 15 işçi, 2014 yılında 25 işçi, 2015 yılında ise 59 işçi işyeri içinde (işyeri dışında ise işe bağlı olarak) intihar ederek yaşamını yitirdi…
2015’te elimize ulaşan bilgilerin daha evvelki yıllara göre daha yoğun olduğunu göz önüne alsak bile yıllara göre güvencesizliğin derinleşmesine paralel olarak işyeri intiharlarında bir artış olmuştur.
Son üç yılda gerçekleşen 99 emekçi intiharının istihdam biçimlerine göre dağılımı ise şöyle;
49’u işçi ve 23’ü memur olmak üzere 72 ücretli çalışan, 11’i esnaf ve 3’ü çiftçi olmak üzere 14 kendi nam ve hesabına çalışan intihar etmiştir. Yine ataması yapılmayan öğretmenler de dahil olmak üzere benzer koşullardaki 13 işsiz işçi intihar etmiştir…
Son üç yılda intihar eden emekçilerin çalıştıkları işkollarına ise şöyle;
23 emekçi ticaret/büro/eğitim işkolunda, 15 işçi savunma/güvenlik işkolunda, 11 işçi inşaat işkolunda, 8 işçi metal işkolunda, 7 işçi sağlık işkolunda, 5 emekçi tarım işkolunda, 5 işçi gıda işkolunda, 5 işçi konaklama/eğlence işkolunda, 2 işçi kimya işkolunda, 2 işçi taşımacılık işkolunda, 2 işçi tersane/gemi işkolunda, 2 işçi belediye/genel işler işkolunda, 1 işçi tekstil işkolunda, 1 işçi ağaç işkolunda, 1 işçi bankacılık işkolunda intihar etmiştir.  9 işçinin çalıştığı işkolunu yeterli bilgi olmadığı için belirleyemedik…
Son üç yıldaki intiharların nedenlerini ise beş bölüme ayırdık. Buna göre;
31 işçi borçları nedeniyle, 14 işçi mobbing nedeniyle, 11 işçi işsizlik nedeniyle, 8 işçi kişisel/özel nedenlerle intihar etmiştir. 35 işçinin neden intihar ettini ise yeterli bilgi olmadığı için bilmiyoruz…
Son üç yılda intihar eden işçilerin 7’si kadın ve 92’si erkek…
Son üç yılda yaş gruplarına göre intiharların dağılımı ise şöyle;
18-27 yaş arası 16 işçi, 28-50 yaş arası 70 işçi, 51 yaş ve üstünde 11 işçi intihar ederek yaşamını yitirdi.
Elimizde yeterli bilgi olmadığı için intihar eden 2 işçinin yaşını bilmiyoruz…
Son üç yılda intihar eden işçilerin şehirlere göre dağılımı ise şöyle;
11 ölüm Antalya’da; 9’ar ölüm Adana ve İzmir’de; 8 ölüm Kocaeli’nde; 7 ölüm İstanbul’da; 4’er ölüm Aydın, Bursa, Hatay ve Samsun’da; 3’er ölüm Balıkesir ve Kayseri’de;  2’şer ölüm Ankara, Bilecik, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır ve Muğla’da; 1’er ölüm ise Adıyaman, Aksaray, Düzce, Elazığ, Erzincan, Eskişehir, Giresun, Kars, Kırıkkale, Kırşehir, Konya, Manisa, Mardin, Mersin, Muş, Niğde, Sakarya, Siirt, Sinop ve Yalova’da…
İşçi Gazetesi / 26 Mart 2016

“Özel istihdam büroları köle pazarlarıdır”

*İş güvencesi ortadan kalkacaktır.
*Kıdem tazminatı fiili olarak yok edilecektir. İhbar tazminatı ortadan kaldırılacaktır.
*1-9 arası işçi çalıştıran iş yerlerinde 5 işçiye kadar, 10’un üzerinde işçi çalıştıran işyerlerinde yüzde 25 oranında kiralık işçi çalıştırılabilecektir. Böylece kayıtlı istihdamın nerdeyse yarısı bu kölelik büroları aracılığı ile güvencesiz çalıştırılacaktır.
*Kural dışı, güvencesiz ve esnek çalışma biçimleri kural haline gelecektir.
*Sendikal örgütlenmeler çok ciddi kan kaybedecektir.
*İşverenlerin işten çıkarma maliyetleri düşecektir, işçiler istenildiği gibi kullanılıp kapı önüne konulacaktır.
*Kayıt dışı istihdam düşmeyecektir. Çünkü işverenlerin tercih ettiği en esnek çalıştırma biçimleri kayıt dışındadır.
* İşçi sınıfı “kiralık işçilik” adı altında kölelik ilişkilerine mahkûm edilecektir.
* Gelir, emeklilik, yıllık izin ve sağlık ile ilgili bütün haklar tamamen ortadan kalkacaktır.
* Kiralık işçiler aynı işi yapan diğer işçilere göre çok daha düşük ücrete mahkûm olacaktır.
* Ülkemizde iş hukuku, işçi-işveren arasındaki sözleşme, iş yeri ve iş kolu düzenlemeleri üzerine kuruludur. Meclisteki tasarı, bu hukuksal düzenlemeleri geçersiz hale getirecektir. Böylece çalışma yaşamı tamamen hukuk dışı bir hal alacaktır.
* İşverene toplu işten çıkarma hakkı tanınacak, işveren 8 ay sonra aynı işçiyi kölelik bürolarından çok daha ucuza, sendikasız, haksız hukuksuz kiralayabilecektir.
* İşverenler, özel istihdam bürolarından işçi kiralama hakkı kazandığında, “kadrolu” işçilerin üzerinde sürekli bir baskı oluşturacaktır.
* Kiralık işçiler, işçi sağlığı ve iş güvenliği uygulamalarından yaralanamayacak, ağır, tehlikeli ve ölümcül risklerle karşı karşıya kalacaktır.
* Kiralık işçilerin işsizlik fonundan yararlanma olanakları olmayacaktır.
* İş-Kur işlevsiz hale gelecek, kamu emek gücü piyasasındaki sorumluluklarını tamamen üstünden atmış olacaktır.
* Kamudaki alt işverenler, özel istihdam bürolarından işçi kiralayabileceklerdir. Kamuda taşeron köleliğini aratan çalışma düzeni kurulacaktır.
* Sonuç olarak özel istihdam büroları köle pazarlarıdır. Özel istihdam büroları ile geçici iş ilişkisi oluşturulması insan ticaretidir. İnsan ticareti, tarihteki en büyük insanlık suçlarından biridir.
İşçi Gazetesi / 27 Şubat 2016

Tutuklamalarınıza Boyun Eğmeyeceğiz! Barışın Akademisyenleri Yalnız Değildir!

Toplanan 1128 imzanın; vatan-millet yalanlarıyla kurdukları oyunlarını bozacağından o kadar korktular ki ellerinde ne varsa devreye soktular. Cumhurbaşkanı, Sultanahmet bombalamasını es geçerek akademisyenlere hakaretler yağdırdı. Çete başı Sedat Peker, 10 Ekim öncesi yaptığı gibi yine oluk oluk kan akıtma fantezilerini paylaştı. Savaş medyası akademisyenlerin boy boy fotoğraflarını kullanarak hedef haline getirmeye çalıştı. Üniversitelerde ülkücüler, akademisyenlerin kapılarına çarpı işaretleri koydu, haklarında terörist diyen bildiriler dağıttı. Rektörler, dekanlar, müdürler kim daha çok kralcı yarışına girdi. Muhtarlar akademisyenleri kınamayı vatani görevleri belledi. İktidar, tüm mekanizmaları ile akademisyenlere savaş açtı.
Fakat bunlar, ne akademisyenleri ne de onlara sahip çıkan toplumun onlarca farklı kesimini susturmaya yetmedi.
“Bu Suça Ortak Olmayacağız” metnine imza atan akademisyen sayısı devamlı artarken, öğrenciler, avukatlar, ekolojistler, sanatçılar… toplumun her kesiminden yayınlanan destek metinleri saraydakine mesaj veriyordu: “Susmayacağız, Boyun Eğmeyeceğiz!”
Bu süre zarfı içinde onlarca akademisyen işinden edildi, evine, yaşadığı şehre uğrayamayacak hale getirildi, yüzlercesi soruşturmaya maruz bırakıldı, tehdit edildi, mobbinge uğradı. Ancak yine yetmedi, akademisyenler susmadı.
Akademisyenler tüm bu saldırılara, tehditlere, yaşanan bu savaşa boyun eğmedi. Bu kan gölünün ortasında bir kez daha barış talebini yineledi.
13 Mart’ta Ankara’da yaşanan bombalamanın ardından muktedirin hedefinde yine akademisyenler vardı. İlgili yerler zaman kaybetmeden muktedirin savaş kusan talimatlarından kendilerine pay biçti ve dört akademisyen hakkında arama kararı çıkarıldı. Barıştan korkanlar, halkların barışının kendi sonları olacağını bilenler barışı yargılama cüretinde bulundu. 15 Mart akşamı, barış isteyen 3 akademisyen, terör propagandası yaptıkları gerekçesiyle tutuklandı.
Akademisyenler barış taleplerini kamuoyu ile paylaştıkları günden bugüne, biri İstanbul’da ikisi Ankara’da olmak üzere üç kez bomba patladı, Kürdistan’da ise bomba ve mermi sesleri o zamandan beri hiç kesilmedi.
İşimize-okulumuza-evimize gitmeye çalışırken otobüs duraklarında, evlerimizin bodrumlarında, barış isterken meydanlarda ölenlerle, yanına uçan kuş yaklaştırmayıp kışlık saraylarında metanetli olun diye ahkâm kesenler aynı sınıfın evlatları olamazlar.
Kazandığı üç kuruştan biraz arttırabilmek için ölüm ihtimaliyle toplu taşıma araçlarına binenlerle 30 araçlık konvoylarda gezenler, çocuklarına gemicik alanlar aynı sınıfın evlatları olamazlar.
Patlamanın ardından kan gölü içinde ölülerine ağlayanlarla Ferhat Göçer’i dinleyemediğine üzülenler de aynı sınıfın evlatları olamazlar.
Onlar, ağızlarından salyalar saçarak “SAVAŞ!” diye bağırır. Bizler ise ağız dolusu gülerek “BARIŞ!” diye haykırırız.
Onlar, bu savaşın asıl failleri, bombaların sorumluları, ölülerimizin katilleri. Halka düşmanlar. Barışa düşmanlar. Düşünene düşmanlar.
Bizler ise direnenler, umut edenler, insanlıktan yana olanlar, dünyayı yaratanlar, hayal kuranlar, barışı isteyenler. Emekçiler, halklar, kadınlar, öğrenciler, akademisyenler…
Hala biraradayız, hala susmuyoruz, sinmiyoruz! Barıştan, insanlıktan, emekten, hayattan yana olan akademisyenlerimizin yanındayız!
Savaş hukukunuza, tutuklamalarınıza boyun eğmeyeceğiz!
Barışı savunan akademisyenler yalnız değildir!
KALDIRAÇ Okurları

Kaldıraç Bilkent: “Bombaların evine düşmesini bekleme!”

Öğle arası milliyetçi toplulukların çağrısıyla yapılan ‘Teröre Lanet’ buluşmasının ardından kalan bir ekibin fotoğraf ve dövizlerden “rahatsız” olduklarını söylemeleriyle ÖGB tekrar indirmeye çalıştı. İndiremeyeceklerini, neyinden rahatsız olduklarını söylediğimizde ÖGB amirinin cevabı “Gayet güvendesiniz, memleketten bana ne okulun içerisinde güvendesiniz işte.” oldu. Güvenlik amirine söylediğimizi yineliyoruz: Facebook güncellemeleri yetmiyor, örgütlenip bu savaşı durdurana kadar hiçbirimiz güvende değiliz. Bu katliam odağından çıkmanın tek yolu örgütlenmektir. Savaş politikaları yürütenler, halklara savaş açanlar, patlayan bombaların asıl failleridir. İçeride ve dışarıda yürüttükleri bu savaş, koltuklarını, saraylarını kurtarmaya yetmeyecek!
Bombaların evine düşmesini bekleme!
Susma, sinme, boyun eğme! Saf tut, diren!