Ana Sayfa Blog Sayfa 220

Arap Birliği, Hizbullah’ı “Terör örgütü” ilan etti

Geçen hafta da Körfez ülkeleri Hizbullah ile ilgili olarak benzer bir karar almıştı.
Son dönemde özellikle Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerginliğin artmış; Riyad yönetimi de İran destekli Hizbullah’a karşı söylemini sertleştirmişti. Hizbullah, Suriye’de Beşar Esad yönetimine destek veriyor. Bu tavrı nedeniyle de Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri örgüte karşı cephe alıyor. ABD, Kanada ve Avustralya daha önce Hizbullah’ı “terör örgütü” ilan etmişti. Avrupa Birliği de Hizbullah’ın askeri kanadı için aynı kararı almıştı.
Kökleri Lübnan’da 1991’a dek sürecek iç savaşın başladığı 1975’e uzanan Hizbullah, 1982’de Şii nüfusun yoğun olduğu Güney Lübnan’da kuruldu. Hizbullah, Lübnan’da iç savaş sonrası silah bırakmayan tek grup.
İsrail’in 2008 yılındaki Lübnan işgaline karşı büyük direniş gösteren Hizbullah Ortadoğu’da emperyalist-siyonist işgale karşı Ortadoğu direnişinin önemli bileşenlerinden birini oluşturuyor.
Kaynak: direnisteyiz3.org

Londra’da sessizlik kırıldı, onbinlerce kişi Sur ve Cizre için yürüdü

Haftalar süren yoğun hazırlık çalışmalarından sonra yapılan eylem yoğun ilgi gördü.
‘Kürtlere Yönelik Savaşı Durdur’, ‘Sessizliği kır’ şiarıyla organize edilen eylem için BBC binası önünde bir araya gelindi. Britanya’nın birçok şehrinden katılımın olduğu eyleme onlarca demokratik kitle örgütü, akademisyen, milletvekili ve çok sayıda sol sosyalist grup katıldı.
Kaynak: direnisteyiz3.org

Salih Müslim: Türkiye, Nusra’yı destekliyor

Dördüncü Geleneksel Süleymaniye Forumu’nda konuşan PYD lideri Müslim, Kürtler’in yaşadığı felaketlerin son bulmadığını, ancak IŞİD efsanesini Kürtlerin yıktığını belirtti. Rudaw’ın haberine göre Müslim, “Rakka kentinin kontrolü için hazırlıklar yapılıyor. Bu kentin IŞID’in elinden alınması gerekiyor. Çünkü bu bölge, Batı Kürdistan için tehlike oluşturuyor” dedi.
Musul operasyonundan önce Rakka kentinin kontrol edilmesini ‘zorunluluk’ olarak niteleyen Müslim, “Rakka’nın kontrol edilmesi bizim öncelikli amacımızdır.” diye konuştu.
‘TÜRKİYE BİZE DÜŞMAN GÖZÜYLE BAKIYOR’
Forumda Ankara’yı sert sözlerle eleştiren Salih Müslim, “Türkiye, Nusra Cephesi’nin engellenmesi için hiçbir şey yapmıyor, onu destekliyor. Ancak bize de düşman gözüyle bakıyor. Buna rağmen Türkiye’de istikrar olsun istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Kaynak: direnisteyiz3.org

Çeteler halkı hatletmeye devam ediyor: 21 ölü, 91 yaralı

Halep’in Şêxmeqsud  mahallesine dönük çete saldırıları şiddetlenerek devam ediyor. Ateşkesten bu yanan 21 sivil yaşamını yitirdi, 91 sivil yaralandı.
Suriye Ulusal Koalisyonu(SUK) adıyla bilinen İstanbul “muhalefetine” bağlı çete grupları ateşkesi fırsat bilerek mahalledeki saldırılarını yoğunlaştırdı.  Rejim karşısındaki üyelerini çeken çete grupları özellikle mahallenin Cendûl ve Rustem Paşa, Benî Zêd, Seken Şebabî ve Kastîlo bölgelerinde sivillleri hedef alan bir saldırı dalgası başlattı.
Çetelerin  cehennem havanları ve el yapımı füzeler kullanıldığı saldırılarda sivillerin yaşadığı binalar büyük zarar gördü.
YPG: Ateşkes ihlaline son verilsin
YPG Genel Komutanlığı bugün yazılı bir açıklama yaparak, İstanbul muhalefeti olan Suriye Ulusal Koalisyonu (SUK) ve işbirlikçisi ENKS gibi grupların Şêx Meqsûd mahallesine yönelik saldırılardan ve ateşkesin ihlallerinden sorumlu olduklarını belirterek, BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere ABD ve Rusya’dan bu ihlallere son verecek ve tedbirleri almaları çağrısında bulundu.
Kaynak: direnisteyiz3.org

Kuzey Suriye Federasyonu kuruluşunu ilan etti

Haseke bölgesindeki Rimelan’da federalizmin ele alındığı toplantıda “Rojava ve Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi metni” yapılan oylama ardından onaylanarak kabul edildi. Suriyeli Kürtlerin sözcülerinden İdris Nassan, kararın büyük oy çoğunluğuyla alındığını açıkladı.
Federal yapının oluşmasıyla Suriye’nin kuzeyindeki üç kanton birleştirildi. Toplantıya farklı halkları temsilen 200 delege katıldı.
Müslim: Federal yapı Suriye devleti içinde
PYD Eş Başkanı Salih Müslim, federal yapının Suriye devleti içinde kalmaya devam edeceğini söyledi. Müslim, federalizmi görüşmek üzere Cenevre’deki görüşmelere resmi bir heyet göndermeye de hazır olduklarını, ancak Cenevre toplantılarına davet edilmediklerini kaydetti.
ABD: Suriye’de Kendini Yöneten Yarı-Otonom Bölgeyi Tanımayız
Kendisi de federal eyaletlerden oluşan ABD, okyanusun öte tarafından bölgemize sözde demokrasisini ihraç etmek üzere, çetelerin ve tetikçi devletlerin eliyle bölgeyi kan gölüne çevirmekten vazgeçmezken, Suriye’nin kuzeyinde bölge halkları tarafından kurulacak bir ‘kendini yöneten yarı otonom Kürt bölgesi’ni tanımayacağını belirterek, birleşik Suriye’yi desteklemeye devam ettiğinin altını çizdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, “Şimdiye kadar herhangi bir ‘kendini yöneten’ yarı otonom bir bölgeyi tanımadık ve bundan sonra da tanımayacağız.” dedi.
Kaynak: direnisteyiz3.org

Suriye Ordusu Palmira’yı geri aldı

Rus savaş uçaklarının da havadan destek verdiği Suriye ordusu ile IŞİD arasında şiddetli çatışmalar yaşanan Palmira’nın, yeniden Suriye yönetiminin eline geçtiği bildirildi.
Suriye devlet televizyonu SANA da Rus savaş uçaklarının desteğiyle gerçekleştirilen Palmira’nın özgürleştirilmesi operasyonunun sona erdiğini duyurdu.
Ordu, IŞİD militanlarının peşinde
Bölgede gece boyunca şiddetli çatışmalar yaşandığı kaydedilirken, antik kent ve yerleşim bölgelerinde de kontrolü tamamen ele geçiren Suriye ordusunun, Rakka ve Deyr Ez-Zor’a geri çekilen IŞİD militanlarını takipte olduğu ifade edildi.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Direktörü Rami Abdulrahman, Palmira’daki çatışmalarda 400 IŞİD militanının öldürüldüğünü söyledi.
Kaynak: tr.sputniknews.com

Ceyş El-Suwar: “Şehba’da 216 çete öldürüldü”

Konuya ilişkin yapılan açıklamada; Ezaz bölgesinde hareket eden Cebhet El-Nusra ve Ehrar El-Şam’ın başını çektiği çete gruplarının bu yılın başından bu yana Kiştear, Tinib ve El-Malikiyê’deki Ceyş El-Suwar mevzileri ve merkezlerine birçok saldırı düzenlediği, bu saldırıların önünü almak ve bölge halkının can güvenliğini sağlamak amacıyla, üçüncü bir gücün arabuluculuğuyla 3 defa ateşkes için uzlaşmaya varıldığı belirtildi.
Çetelerin anlaşmalara uymaması ve işgal ettikleri alanları boşaltmamaları sonucunda “halkı ve savaşçılarını korumak için bölgeyi çetelerden temizleme hamlesi başlattığını” ilan eden Ceyş El-Suwar güçleri, Kiştear, Tinib, El-Malikiyê, Marenaz, Kefer Nasih, Kefer Naya, Eyn Deqnê, Minîx ve Dêr Cemal köyleri ile Minîx Askeri Hava Alanı, Faysal Değirmeni ve Erfêd (Til Rifet) kasabasının çeteler ve onların güdümündeki gruplardan kurtarıldığını ifade etti.
Bu süreçte yaşanan çatışmalarda “216 çetenin öldürüldüğü, 29 çete cenazesinin de ellerine geçtiği bilgisini verdi.”
Ceyş El-Suwar Kimdir?
Sekiz ayrı grubun katılımıyla kurulan Ceyş El-Suwar (Devrim Ordusu) amaçlarının IŞİD ve Suriye devletine karşı mücadele etmek olduğunu belirtiyor. demokratik ve bütünlüklü bir Suriye istediklerini de ifade eden örgüt sözcüleri kurulan orduda Kürtler, Türkmenler, Araplar ve birçok halktan insanlar olduğunu, Halep, İdlib, Dera, Hama ve Humus bölgelerinde güçlerinin olduğunu aktarıyor.
Örgüt aynı zamanda Suriye Demokratik Güçleri’nin bileşenlerinden biri ve 4500 civarında silahlı militanlarının ve ağır silahlarının olduğu iddia ediliyor.
Kaynak: direnisteyiz3.org

Özyönetim Direnişleri Sürüyor

Şırnak Halk Meclisi Eşbaşkanı Yiğit: Zafer bizimdir

Şırnak Halk Meclisi Eşbaşkanı Ümran Yiğit, devletin her türlü saldırısına karşı özyönetim alanlarında büyük bir direniş sergilendiğini belirterek, “YPS ve YPS-JIN’in büyük kayıp verdi” şeklindeki özel savaş yalanına itibar edilmemesini istedi. “Şırnak, Gever ve Nusaybin finaldir, bu alanlara halkımız sahip çıksın” diyen Yiğit, “Mutlaka zafer bizimdir. Biz kazanacağız. Durumumuz çok iyidir. Tüm halkımızı selamlıyoruz”dedi.
Şırnak’ta 15 gündür büyük bir direniş ile devlet güçlerinin soykırım saldırılarına direnen özyönetim alanlarında Med Nûçe televizyonuna bağlanan Halk Meclisi Eşbaşkanı Ümran Yiğit önemli açıklamalarda bulundu. YPS ve YPS-JIN kayıplarına yönelik devletin yaptığı karapropagandaya itibar edilmemesi gerektiğini belirten Yiğit, füze, tank, top, obüs, havan her türlü ağır silahları deneyen devlet güçlerinin mahallelerde bir adım bile ilerleyemediğini belirtti. “Gever, Şırnak, Nusaybin bizim için finaldir” diyen Yiğit, Kürdistan halkının ve Türkiyeli demokrat sosyalist çevrelerin direniş alanlarına sahip çıkması gerektiğini dile getirdi.
Şırnak’ta direnişin 15’nci gününe girmekteyiz. İlk günden bu yana düşmanın çok yoğun saldırıları var. Obüs, tank, top ve son olarak da birkaç yerde füze denendi. Füzeler atıldı bizim mahallelere. Geçen bir haberde 104 YPS’linin yoldaşımızın öldürüldüğü yönünde haberler geçti Türk basınında. Bunlar kesinlikle asılsızdır. Bunlar özel savaş argümanlarıdır. Psikolojik savaştır. Kesinlikle halkımız buna inanmamalıdır. Kesinlikle hepsi yalan. Özel bir savaş metodu uygulanıyor.
AKP çeteleri sadece teknikle sınırlıdır. Hiçbir mahallemize girebilmiş değiller. Her yerde görkemli bir direnişle karşılaşıyorlar. Düşman şu ana kadar bizim alanlarımıza bir adım dahi girmiş değildir. Sadece kentin etrafına konuşlandırdıkları tank ve toplarla saldırıyor. Tümen ve Çakırsöğüt’ten tank, obüs ve bazen de füze atışları yapılıyor yoğun olarak. Onun dışında yayınlanan haberler yalandır. Şehit düşen arkadaşlarımızın sayıları YPS tarafından yapılan resmi açıklamalarda olduğu kadardır. Diğerleri özel savaş politikasıdır.
Kürdistan direniş alanlarına sahip çıksın
Halkımıza çağrımız özyönetim alanlarına sahip çıkmalarıdır. Hakkari ve Van halkımız Gever’e sahip çıkmalıdır. Mardin ve Qoser (Kızıltepe) halkımız Nisêbîn’e sahip çıkmalıdır. Siirt, Batman, Dêrgul ve Şırnak’ın ilçeleri Şırnak’a sahip çıkmalıdır. Burada görkemli bir direniş var. Halkımız bize inanmalı, bize güvenmeli. Gerçekten de burada yoğun bir mücadele var. Halkımız ayakta olmalı. Nisêbîn, Gever ve Şırnak bizim için final olacak. Öyle görüyoruz. Sahip çıkılmalı. Buradan tüm halkımıza, tüm dostlara sesleniyoruz: Her üç merkeze sahip çıkmalılar.
Türkiye halkı gayrimeşru iktidara karşı yanımızda olsun
Ayrıca tüm Türkiye halkına bir duyurumuz var. Demokratlar, sosyalistler, yazarlar, gazeteciler, ben demokratım, demokrasiden yanayım, Türkiye’nin demokratikleşmesinden yanayım diyen tüm herkes bundan sonra Erdoğan’ın siyasetine, politikasına güvenmemelidir. Bu öldürücü, kinci, eskimiz politikalara artık gerçekten de inanmamalıdır. Bu sadece diktatörlülüğü ve kürsüsü içindir. Demokratların, yazarların, sosyalistlerin öncülüğünde Türk halkı ayağa kalkmalı. Artık Erdoğan ve çetelerinin eskimiş politikalarına sessiz kalınmamalıdır, bu politikaya alet olunmamalıdır. Kürdistan’ın güvenli olmamasının etkisi Türkiye tarafına da olacaktır. Erdoğan’ın siyasetiyle durum oraya doğru gidiyor. Avrupa’daki halkımız da eylemler, yürüyüşler ve etkin eylemlerle sessiz kalmamalıdır.
Durumumuz çok iyi, zafer mutlaka bizimdir
Son olarak bütün halkımıza güvenimiz sonsuzdur. Hareketimize güvenimiz sonsuzdur. Onların güvenini de boşa çıkartmayacağız. Direniş içindeyiz, mutlaka zafer bizimdir. Biz kazanacağız. Buna emin olsunlar. Morallerini, motivasyonlarını kesinlikle bozmasınlar. Durumumuz çok iyidir. Tüm halkımızı selamlıyoruz.”
Nusaybin’de geçit yok!
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın ziyaret ettiği, korucu, JÖH, PÖH, SAS ve SAT komandolarının kuşattığı Nusaybin’de 16 günden fazla süren ağır saldırılara rağmen bir adım dahi ilerlenemedi. Kullanılan tüm üstün savaş tekniğine rağmen direnişin önüne geçemeyen devlet güçleri, Nusaybin’de darbe üstüne darbe alıyor.
Mardin’in Nusaybin ilçesi, diğer adıyla Nisêbîna Rengîn, Kürdistan’da “direniş kalesi” denilince akla ilk gelen yerlerden biri. İpek Yolu üzerinde kurulan şehir, aynı zamanda tarihi ve ekonomik olarak Mezopotamya’nın önemli merkezlerinden. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’nda cetvelle çizilen sınırlarla ikiye ayrılan Nusaybin, Rojava’nın Qamişlo kentine el sallama mesafesinde. Hep direnişle anılan kent, bugünlerde de görkemli bir direnişe sahne oluyor. Direnişine direniş katan Nusaybin, adından oldukça söz ettireceğe benziyor.
7 kez yasak ilan edildi
Özyönetim direnişlerinin başlamasıyla birlikte devlet tarafından halka dönük saldırıların gecikmediği Nusaybin’de şimdiye kadar 7 defa sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Daha önce ilan edilen yasaklarda halka dönük ağır saldırılar gerçekleşirken, tüm saldırılara rağmen halkın direnişi karşısında ilerleyemeyen devlet güçleri, hiçbir mahalleye giremeyerek geri çekilmek zorunda kaldı. Ancak bu saldırılarda içlerinde kadınların, çocukların, gençlerin ve yaşlıların da bulunduğu 31 yurttaş devlet tarafından katledildi.
Yasak öncesi her gün abluka
Yer yer yasaklar kalksa da ilçede hiçbir zaman abluka kalkmadı. Halk, devletin mahallelere girmesini engellemek ve kendilerini savunmak için direnişe geçerken, devlet güçleri direnişin olduğu Fırat, Abdulkadirpaşa, Yenişehir, Dicle, Zeynelabidin ve Kışla mahallelerini kuşatmaya aldı. Fiili bir yasağın uygulandığı mahalleler, günlerce saldırıya tutuldu.
Günlerdir 4 mahalle ağır saldırı altında
Mardin Valiliği tarafından 14 Mart günü 7’nci defa tekrar ilan edilen sokağa çıkma yasağının üzerinden 16 gün geçti. Devlet güçleri tarafından üs olarak kullanılan AFAD Kampı’na günlerce askeri sevkiyat gerçekleşirken, hazırlığı yapılan saldırı süreci için ilçeye binlerce özel harekatçı yığdırıldı. Yine tank, top ve zırhlı araç sevkiyatlarıyla uzun süreli bir saldırının hazırlığı yapıldı. Yasağın başlaması ile birlikte mahallelere dönük ağır saldırılar başladı. Saldırılar özellikle Fırat, Abdulkadirpaşa, Yenişehir ve Dicle mahallelerinde yoğunlaşırken, Qamişlo sınırına sıfır noktada bulunan Zeynelabidin ve Kışla mahallelerinde ise zaman zaman çatışmalar yaşanıyor.
‘Terörle mücadele’ adı altında evler yıkılıyor
Günlerdir tüm savaş tekniği ile direniş mahallelerine girmeye çalışan devlet güçleri, Nusaybin’de 16 günde bir adım dahi ilerleyemedi. Newroz Alanı, İpek Yolu ve Veysika Mezarlığı’na konuşlanan tanklardan mahallelere sürekli top atışları yapılırken, bir yandan da yine zırhlı araçlar tarafından kuşatmaya alınan mahalleler bombaatarlar başta olmak üzere ağır silahlarla gece gündüz taranıyor. Rastgele yaylım ateşine tutulan mahallelerde en çok evler hedef olurken, devlet güçleri “terörle mücadele” bahanesiyle yurttaşlara ait evleri bir bir yıkarak ilerlemeye çalışıyor. Öyle ki bir binayı yıkmak için defalarca top atışının yapıldığı görülürken, zaman zaman YPS güçleri ile özel harekatçılar arasında sıcak çatışmalar yaşanıyor.
Zırhlı araçlar bir bir darbeleniyor
YPS güçlerinin direnişine çarpan devletin tüm tekniği Nusaybin’de dumura uğramış durumda. 16 günlük saldırılarda en çok kaybı Nusaybin’de yaşadığı belirtilen devlet güçlerinin kendi aralarında yaşanan kayıplarla ilgili ciddi tartışmaların olduğu belirtiliyor. Mahallelere her girmeye çalıştıklarında saldırıların hedefi olan zırhlı araçlar, YPS güçleri tarafından bir bir darbelenirken, son dönemlerde özel harekatçıların operasyona çıkmak istemedikleri ve zırhlı araçlara binmekten korktukları yönünde tartışmaların yaşandığı kaydediliyor. Bunun üzerine ilçeye gelen Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın ardından ilçeye savaş tekniği yüksek farklı çok sayıda zırhlı araç getirildi. Savaş tekniğinin arttırıldığı Nusaybin’de korucu, JÖH, PÖH, SAS ve SAT komandolarının hepsini görmek mümkün.
23 JÖH ve PÖH yaşamını yitirdi
Şimdiye kadar kullanılmayan obüsler de son günlerde ilçede kullanılmaya başlandı. Gece gündüz top, havan ve obüs atışlarının gerçekleştiği mahallelere girmeye çalışan onlarca zırhlı araç, YPS güçleri tarafından imha edilirken, ilçede her gün yoğun ambulans trafiği yaşanıyor. yaşanan çatışmalarda şimdiye kadar en az 23 PÖH ve JÖH yaşamını yitirirken, 8 YPS savaşçısı da yaşanan çatışmalarda hayatını kaybetti. Devlet yetkilileri tarafından her gün onlarca YPS’linin “etkisiz hale getirildiği” yönünde açıklama yapılsa da, şimdiye kadar hastaneye giden bir cenazenin bile olmaması da dikkat çekiyor.
Direnişin giderek büyüdüğü Nusaybin’de tüm ağır silah çeşitlerine karşı irade savaşı veren halk, direnişini sürdürmeye devam ediyor. Devlet güçlerinin son teknolojiyle saldırdığı mahallelerde saldırılar da, çatışmalar da gün geçtikçe şiddetleniyor.
YPS Genel Koordinasyonu: Saldırıya uğrayan devlet güçleri geri çekildi
Hakkari’nin Yüksekova (Gever) ilçesinde yaşanan çatışmalara ilişkin yazılı açıklama yapan YPS Genel Koordinasyonu, çatışma ve bombardımanın yoğunlaştığı Cumhuriyet ve Güngör mahallelerinde ağır saldırıya uğrayan devlet güçlerinin direniş mahallelerinden çekildiğini belirtti.
YPS Genel Koordinasyonu, Hakkari’nin Yüksekova (Gever) ilçesinde yaşanan çatışmalara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Çatışma ve bombardımanın Cumhuriyet ve Güngör mahallelerinde yoğunlaştığı belirtilen açıklamada, söz konusu mahallelerde ağır saldırıya uğrayan devlet güçlerinin ise direniş mahallelerinden çekildiği ifade edildi.
YPS ve YPS JİN güçlerinin ise ilerleyişinin sürdüğü vurgulanan açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:
“27 Mart günü Qaportê ve Pakê köyleri arasında bir askeri birliği YPS birliklerimiz hedeflemiş burada bir süre çatışma yaşanmıştır. Çatışma esnasında birlikler bir kademe geri çekilirken düşmanın çevre karakollardan obüs ve havanlar yaptığı bombardıman sonrası 7 ambulans olay yerine gelerek ölü ve yaralı askerleri kaldırmıştır. Ölü ve yaralı polis ve asker sayısı net olarak bilinmemektedir. Ayrıntılı bilgi daha sonra verilecektir.
28 Mart günü öğleden sonra Cumhuriyet mahallesinde şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. Ayrıntılı bilgi daha sonra verilecektir. Ayrıca 28 Mart’tan bu yana faşist katliamcı güçler, Güngör Mahallesi’nde ilerlemek istemektedir.
28 Mart günü Cumhuriyet Mahallesi girişinde bulunan Eski Cezaevi kavşağı, Üçgen Bina ve Kurtlar Petrol güzergahlarından devlet güçleri mahalleye girmek için girişimde bulunduğu esnada mahalleyi savunan birliklerimizin direnişi ile karşılaşmıştır. İlerlemesi durdurulan operasyon güçleri ile yer yer çatışmalar yaşanmıştır. Burada düşmanın ölü ve yaralıları olsa da net sayı bilinmemektedir.
28 Mart günü saat 17.00’de saray çeteleri Cumhuriyet Mahallesi’nde bir binaya sızma yapmak istediği esnada bir birliğimiz tarafından suikast yapılmış ve burada 1 özel harekatçı öldürülmüştür. Daha sonra etkili bir şekilde yoğun atış altında bırakılan devletin operasyon birimleri, herhangi bir sonuç alamadan geri çekilme yapmıştır.
Gever merkezde halkın sivil savunma birliklerinin denetiminde olan mahallelere gün boyunca yapılan bombardımanlar devam etmektedir. Devlet güçleri, özel savaş medyasında Cumhuriyet ve Güngör mahallelerinde ilerlediklerine dair psikolojik savaşın bir parçası temelinde aslı olmayan haberler yapmaktadır. Cumhuriyet ve Güngör mahallelerinde devlet güçlerinin değil tam tersine halkın sivil savunma birliklerinin bir ilerleyişi söz konusudur.”
Yüksekova’dan Görünüm
Saldırıların ve direnişin sürdüğü Kürt topraklarında halk sürekli toptan bir savaş içinde yaşarken yüksekova haberden bir yazarın çağrısına bakalım:
“Toplumsal barış adına gelin Sümbül Dağı’na bakalım. Çiçekler açmıştır şimdi orada. Kulağımızı Zap Suyuna verelim, belki bir şarkıdır çağlayan. Yüksekova düzlüklerinden Cilo’ya bir bakış atalım, belki Guldexwînler göğe bakar. Berçelan yaylasına gidelim, belki bir halaya dururuz. Nehil sazlığına varalım, belki orkestradır orada kuş cıvıltısı. İnanın tek çaremiz budur, bu sese kulak verelim. “
Anadolu’dan Görünüm
Kürdistan’ın direnişle uzattığı eli tutmaktan başka çaremiz yok.
Hem Anadolu’da hem de Kürdistan’da içine aldığı yüzlerce güzel insanın sayesinde yarını, güzel günleri, kızıl şafakları doğurmak zorunda olan toprakları ortak bir mücadelenin cepheleri haline getirmek; Nusaybin’le, Edirne’yi, Sümbül dağıyla, Erciyes’i kardeşleştirmek zorundayız.

Sınıf savaşında bir burjuva yöntem: “kamulaştırma”

Kamulaştırılan yerlerin maliklerinin 25 Mart’tan itibaren 30 gün içinde yürütmeyi durdurma istemi ile Danıştay’a dava açmalarını öneren hukukçular, konuyu gündemlerine aldıklarını ve yargıya taşıyacaklarının altını çizdi.
Özgürlükçü Hukukçular Derneği üyesi avukat Nuray Özdoğan, “sokağa çıkma yasakları”nın uygulandığı Sur, Silopi ve Cizre gibi yerlerde özel harekat polislerinin binaları özel olarak hedef alarak kullanılmaz hale getirdiğini gözlemlediklerini belirterek, bölgelerdeki yıkımın politik olarak önceden planlandığını söyledi. “Kamulaştırma” kararına ilişkin konuşan Özdoğan, “Şiddet yolu ile yerinden etme politikasının uygulandığı, insanların evlerini terke zorlandığı, evlere geri dönüşü olanaksızlaştırma amaçlı evlerin bilinçli olarak tahrip edildiği ve Sur ve Silopi için alınan bu kararın alt yapısının bu şekilde oluşturulduğu anlaşılmaktadır” dedi.

Sur İşgali İçin Start Verildi; “Acele Kamulaştırma” Resmi Gazetede Yayınlandı
AKP hükümeti 115 gün boyunca kuşatma altına alarak, taş üstünde taş bırakmadığı Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinde birçok bölgeyi “kamulaştırma” adı altında işgal etmek için harekete geçti.
6 kez sokağa çıkma yasağı ilan edilen ve en son 2 Aralık 2015’te ilan edilen yasağın halen sürdüğü Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yüzlerce evi yıkan AKP hükümeti bu kez Sur’un neredeyse tamamını kamulaştırılmak için harekete geçti. Pazartesi günü toplanan Bakanlar Kurulu kararı ile tarihi ilçenin birçok mahallesinde onlarca bölgenin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından kamulaştırılmasına karar verildi. Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulu kararına göre, ilçenin Abdaldede, Alipaşa, Cemal Yılmaz, Camii Kebir, Cevatpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı, İnönü, İskenderpaşa, Lalebey, Melik Ahmet, Özdemir, Savaş, Süleymangazi, Şemhane ve Ziya Gökalp mahallelerinde 348 bölgenin tamamının kamulaştırılması karar verildi. Bakanlar Kurulu kararında söz konusu “acele kamulaştırılması” ifadesi kullanılırken, günlerdir yasağın sürdüğü ilçede kararla birlikte neredeyse ilçenin tamamı işgal edilmiş olacak.
Sur’un 3’te 2’si Gaspediliyor
Resmi Gazete’de yayınlanan bakanlar kurulu kararında, aylardır kuşatma ve saldırı altında olan Sur’daki birçok parselin kamulaştırıldığı duyuruldu. Karar Diyarbakır’da şok etkisi yarattı. Karara göre Diyarbakır’ın kalkan balığı şeklinde olan 5,5 kilometre uzunluğundaki tarihi Sur’larının içinde kalan kısmın neredeyse tamamı kamulaştırılmış oldu.
Edinilen bilgiye göre söz konusu bölge izinde toplam 9 bin parsel bulunuyor. Bakanlar Kurulu kararıyla bu parsellerden 6 bin 300 kadarı kamulaştırılmış oldu. Bu tarihi ilçenin üçte ikisinden fazla bir bölüme denk geliyor. Söz konusu bölüm içinde oteller, lokantalar, işyerleri gibi yıllardır faaliyet yürüten mekanların yanı sıra Sur belediyesi de bulunuyor.
Karar işgal planının bir parçası
Alınan bu karar 28 Ocak’ta toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nun Kürtlere karşı topyekûn savaşı sürdürme, tüm devlet kurumlarının koordinasyon ve verimliliğini artırma kapsamında alınmış bir karar olarak değerlendiriliyor. O dönem basına yansıyan ve soykırım planı olarak değerlendirilen “Master Eylem Planı” kapsamında doğrultusunda MİT’ten Diyanet’e, Tarım Bakanlığı’ndan TOKİ’ye kadar bütün devlet kurumlarını Kürt halkının taleplerini bastırmak için ortak hareket etmesi kararlaştırılmıştı.
Sivil mimari, tescilli yapı ve kamu binaları ayrımı yapılmadan Suriçi’nin tamamının kamulaştırma kapsamına alındığını vurgulayan Kışanak, karardan Suriçi’nde yaşayan 55 bin kişinin ve esnafların etkileneceğini ifade etti. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Kışanak, “Cemil Paşa Konağı, Belediyemiz tarafından kamulaştırılan ve restorasyonu yapılan, Kent Müzesi olarak hizmet veren bir kurumdu. ‘Postaneyi, Kent Müzesi’ni, camiyi, kiliseyi ve belediye binasını aldım’ diyen bir devlet akılsızlığı var. Böyle bir şey olamaz. Bu yanlıştan mutlaka dönülmeli” dedi.
 ‘Meclis’ten izin alınmalıdır’
Avukat Erdal Doğan Sur’daki “kamulaştırma” yönteminin hukuk dahilinde olmadığını belirterek, Sur’un kamulaştırılması için Meclis’ten izin alınması gerektiğini söyledi. UNESCO tarafından korunma altına alınan bir bölgenin “kamulaştırma” adı altında yok edilemeyeceğini belirten Doğan, bu bölgeye geri dönüşü olmayan zararların verilmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirtti. “Bir ilçenin büyük bir kısmını ancak savaş durumlarında bu şekilde gasp edebilirsiniz” diyen Doğan, bu uygulamaya derhal son verilmesini istedi.
Kürdistan İlk değil; 1925 Şark Islahat planı, Ermeni-Süryani Soykırımı…
Öte yandan “kamulaştırma” adı altında gasp ve işgal etme yöntemi egemenlerin ilk kez kullandığı bir yöntem değil.
Alınan işgal karar ile birlikte bir tarafta yüzlerce insanın katledildiği bölgede rant alanları yaratılmış olacak öte yandan bölge AKP yandaşlarına peşkeş çekilecek. Daha önce de pek çok kamulaştırma örneğinde olduğu gibi rant sağlamanın yanı sıra, Sur’da özel olarak yapılacak yeni yerleşim ile birlikte bölgenin demografik yapısının da değiştirilebileceği ifade ediliyor. En son Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verileceği tartışmaları, Şark Islahat Planı çerçevesinde Kürtlerin sürgün edilerek yerlerine göçmenlerin getirilmesi planı da hayata geçirilmiş olacak.
Devlet’in kirli tarihi, insanları endişelendirirken, insanların göçe zorlanması, Dersim, Ermeni-Süryani soykırımlarını hatırlatıyor. Rant için yapabilecekleri konusunda karanlık bir sicili olan AKP hükümeti ve günümüz egemenleri de halkın endişelerini artırıyor.
“Halk”a Rant Yaratmak
Gezi Direnişi eylemleri sırasında kendi misyonunu rant yaratmak olarak açıklayan egemenler, burjuvalara rant yaratmak için “kamulaştırma” yöntemine yakın tarihte defalarca başvurdu:
18 Ocak 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, 3. havalimanı projesi kapsamındaki tüm taşınmazların acilen kamulaştırılacağı, kamulaştırılacak alanın 6 bin 172 hektarı orman alanı olmak üzere 7 bin 650 hektar alan olduğunu öğrendik. Bu alan 20 futbol sahası büyüklüğüne tekabül ediyor.
Bu alanın yüzde 80’i orman alanı (2 milyon 513 bin ağaç, ÇED raporu sürecinde belirtilmişti), 70’i aşkın sulak alan, Alibeyköy barajını besleyen 3 dere bulunuyordu.
Soma’da Acele Kamulaştırma Kararı
Sermayenin kâr hırsı yüzünden 300’den fazla madencinin katledildiği, Soma’da da Devlet sıkışınca “kamulaştırmaya” başvuruyor.  Soma’da meydana gelen resmi rakamlara göre en az 301 madencinin hayatını kaybettiği facianın yaşandığı Eynez Köyü’nde, devlet yeni maden sahası açmak için harekete geçti. Bakanlar Kurulu, Manisa’nın Soma ilçesinde, yürütülmekte olan madencilik faaliyetleri kapsamında “acele kamulaştırma” kararı aldı. Bu karar Soma’da şirketin korunduğu tepkilerine yol açtı.
Resmi Gazete’nin 24 Temmuz 2014 tarihli sayısında yer alan Bakanlar Kurulu kararında, Soma ilçesi Eynez köyü sınırları içinde yer alan toplam dokuz parsellik alan için alınan acele kamulaştırma kararının, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 11 Haziran 2014 tarihli talebi üzerine alındığı belirtildi.
15 ilin sınırları içerisinde yapılacak hidroelektrik santraller (HES) ve rüzgar santralleri (RES) için çok sayıda ilçe ve köyde “acele kamulaştırma” kararları alındı.
Bakanlar Kurulu’nun 1Kasım 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararlarına göre, Maliye Bakanlığı Ankara, Bingöl, Kahramanmaraş, Osmaniye, Adıyaman, Van, Erzurum, Artvin, Trabzon, İzmir, Edirne, Kırşehir, Tekirdağ, Balıkesir ve Çanakkale illerinde HES ve RES kuruluşlarına ait elektrik iletim hatlarının kurulması için “acele kamulaştırmalar” yapılacağı yayımlandı.
Zileliler Kazandı: HES İçin Kamulaştırma Kararına İptal
Tokat’ın Zile ilçesi ile Yozgat’ın Çekerek ve Aydıncık ilçelerini içerisine alan Çekerek Hidroelektrik Santrali, Zileli köylülerin direnişine çarptı. Maliye Bakanlığı geçen 15 Mart’ta yapılan köylü mitinginden hemen sonra, 15 Mart 2015’te HES yapılacak topraklara ilişkin acele kamulaştırma kararını iptal etti. Zilelilerin avukatı Sultan Aktaş, kararla birlikte bölgede HES yapılmayacağını belirterek, “Köylülerin 15 Mart’taki direnişi nedeniyle toprakların kamulaştırılmasından vazgeçildi. Bu da köylülerin zafer kazanması anlamına geliyor” dedi.
Köylülere ‘Terörist’ Denmişti
Tokat’ın Zile ilçesinden geçen Çekerek Irmağı üzerine özel bir firma tarafından yapılması planlanan HES’e karşı geçen 15 Mart’ta Yapalak köyünde eylem yapılmıştı. Köylüler 10 kilometre uzaklıkta bulunan şantiyeye yürümüştü. Zile-Çekerek yolunda çok sayıda jandarma ve polisin önlem alması sonrası eyleme katılanlar tarlaların içerisinden devam etmişti. İki bin kişinin önünü jandarma kesmiş ve tarlalara kaçışanlara biber gazı ile müdahale etmişti. Bu arada, müdahale için görevlendirilen Zile Belediyesi’ne ait otobüsün camları kırılmıştı. AKP’li Belediye Başkanı Lütfi Vidinel de otobüsü belediye binasının önüne çekerek, üzerine astığı “Zile’de terör istemiyoruz” başlıklı bir pankartla sergilemeye başlamıştı.
İsyandan İki Gün Sonra İptal Edildi
Zile’deki dokuz köyü ayağa kaldıran bu HES isyanı nihayet Ankara’da karşılık buldu. Yapalak Köyü Muhtarı Bayram Sayan’ın ecele kamulaştırmanın iptaline ilişkin Danıştay 6. Dairesi’nin açtığı davaya Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen yazıda, köylülerin 15 Mart’taki isyanından sonra sessiz sedasız kamulaştırmanın iptal edildiği ortaya çıktı.
Arhavi’de Acele Kamulaştırma Kararına Tepki: Halk Nöbete Başladı
Artvin’in Arhavi İlçesi’nde tepkilere rağmen şehir içerisinde yapımı süren Kavak Hidroelektrik Santral (HES) projesi için 2 vatandaşa ait araziler için Bakanlar Kurulu, ‘Acele Kamulaştırma’ kararı aldı.
Artvin’in Arhavi İlçesi’nde tepkilere rağmen şehir içerisinde yapımı süren KavakHidroelektrik Santral (HES) projesi için 2 vatandaşa ait araziler için Bakanlar Kurulu, 16 ocakta ‘Acele Kamulaştırma’ kararı aldı. Bölgede toplanan vatandaşlar elkonulmak istenen arazilere iş makinelerinin girmesine tepki gösterdi, nöbete başladı.
Ölümlerden Rant Oluşturmak; Ya da mezarlara TOKİ
İnsanıyla, ağacıyla, hayvanıyla doğanın katledilmesini umursamak yerine bunu bir yöntem olarak kullanıyorlar.
Devletin kültürel soykırım yöntemi olarak “kamulaştırma” adı altında işgal ve gaspa başvurması yeni olmadığı gibi sadece belli bir toplumsal kesime dönük de uygulanmıyor. Cerattepe, Soma, Arhavi, İstanbul vb. yerlerde alınan “kamulaştırma” kararları devletin aynı halk düşmanı, işçi düşmanı, çarklarının ürünüdür.
Halkların buna karşı tek mücadele yöntemi ise, topyekûn saldırıyı görüp birlikte karşı koymasıdır.
Direnişteyiz, DİHA, Radikal’den yararlanılmıştır.

DTK: “Diyalog ve müzakere süreci yeniden başlamalı, demokratik-barışçıl çözüm sağlanmalı”

Bildirgede Kürt halkına yönelik topyekün imha savaşına karşı halkın haklı direnişinin yanında olmaya çağrı yapılırken, Ortadoğu’da sorunların çözümünün demokrasiden geçtiği vurgulandı. Ayrıca, ulusal birlik çağrısı yapılan bildirgede, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlük koşullarının sağlanması gerektiği, diyalog ve müzakere sürecinin yeniden başlatılarak, Kürt sorununun demokratik-barışçıl çözümünün sağlanmasına vurgu yapıldı.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) 1. Olağanüstü Kongresi’nin sonuç bildirgesini açıkladı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Konferans Salonu’nda yapılan kongrenin sonuç bildirgesinin Kürtçesini HDP Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca, Türkçesini ise DTK Başkanlık Divan Üyesi Hilmi Aydoğdu okudu. Aydoğdu, Ortadoğu’da yaşanan siyasal ve toplumsal gelişmelerin ortaya çıkardığı demokrasi ve özgürlük taleplerinin birçok Ortadoğu ve Afrika ülkesinde halk ayaklanmalarına zemin hazırladığını ve tüm bölgeyi etkilediğini belirtilerek, “Ortadoğu’nun mevcut diktatöryal sistemi ile varlığını sürdürmesi artık mümkün değildir” dedi.
Tüm halkların özgür bir yaşam talep ettiği belirtilen bildirgede, şu tespit ve kararlara yer verildi:
* Gelecek perspektifinden yoksun, ideolojik önderlik, örgütlenme, strateji ve ittifak sorunlarını çözmemiş halk hareketlerinin başarılı olma şansı yoktur. Kürt Özgürlük hareketinin bütün saldırı, baskı, inkar ve imha politikalarına rağmen büyüyerek, çoğalarak ve halklaşarak ve ulusallaşarak tüm Ortadoğu’yu içine alan bir demokratikleşme ve özgürleşme hamlesini başarıyla sürdürmesinin temel nedeninin 40 yıllık mücadele birikimi ve tecrübesi ile bu sorunlarına bilimsel çözüm bulmasında ve bunu Demokratik Özerklik sistemi biçiminde yaşama geçirmesindedir.
* Kürt Özgürlük Hareketi’nin başta Türkiye devleti ve bölge gericiliği olmak üzere emperyal güçler tarafından öncelikle bertaraf edilmesi gereken asıl tehdit olarak görülmesinin nedeni de budur. Çünkü, Kürt Özgürlük Hareketi sadece diktatörlerin değişmesi üzerine değil, demokratik, özgür ve toplumcu alternatif bir sistem stratejisi ile mücadelesini yürütmektedir” denildi.
* Bugün dünyada geliştirilmesi ve uygulanması gereken yönetim modeli demokrasidir. Yerel demokrasi ve farklılıkların özgünlüklerini tanımak, demokratikleşme sürecinin başarıyla tamamlanması için atılması gereken ilk adımdır.
* Türkiye’nin çok kültürlü, çok kimlikli ve çok inançlı bir toplum mozaiği olması gerçekliği, Yerel Demokrasi modelinin uygulanmasını toplumsal bir ihtiyaç ve talep olarak gündemleştirmiştir.
* Halkımızın bu toplumsal gerçeklikten yola çıkarak gündeme getirdiği ve gerçekleştirmeye çalıştığı yerel demokrasiyi inşa iradesi ve çalışmaları devletin inkar ve imha politikalarıyla bastırılmaya, yok edilmeye çalışılmıştır. Katliam ve halkı sindirme amaçlı gerçekleştirilen bu saldırılar sonucu Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin, Yüksekova, Dargeçit, Silvan, Şırnak, İdil vb. Kürdistan şehirlerinde toplu ölümler, ağır yaralanmalar, göç ettirmeler, tarihi ve kültürel mirasımızın yok edilmesi, şehirlerimizin yakılıp yıkılması sonucunda telafisi mümkün olmayan büyük toplumsal tahribatlar yapılmıştır. Aylardır devletin elinden bulunan fakat ailelerine teslim edilmeyen cenazelerin derhal ailelerine teslim edilmesi, cenazeler üzerinden halkımıza işkence yapılmasından vazgeçilmesi çağrısı yapıyoruz.
* Kürt halkı da bu saldırılara karşı hem özyönetimlerin ilan edildiği yerlerde, hem de bulunduğu her platformda direnişini yükseltmiştir. Haklı ve meşru direnişin mutlaka kazanacağına olan inancımızı buradan bir kez daha deklere ediyoruz. Bütün baskılara, sindirme girişimlerine ve psikolojik savaş kampanyalarına rağmen halklarımızın Newroz’da ortaya koyduğu tutum, irade ve sahiplenme bu inancımızın somutlaşmış halidir.
* Kongremiz Şırnak, Cizre, Silopi Nusaybin, Yüksekova, Silvan, Dargeçit ve diğer Kürdistan şehirlerinde katledilen bütün şehitlerimizin Mehmet Tunç ve Seve Demir şahsında saygıyla anar, onların direnişini ve anılarını yüksek bir direniş ruhu ile sürdürme kararlılığını ve iradesini ortaya koyar.
* Kongremiz, Halkımızın yürüttüğü bu destansı ve kahramanca direnişi, 8 Mart ve Newroz’da ortaya koyduğu iradeyi ve sahiplenme refleksini geleceğimiz açısından bir güvence olarak görmekte ve selamlamaktadır. Devleti ve ilgili bütün kesimleri bu gerçekliği görerek savaş politikalarındaki ısrarı bir kez daha gözden geçirmeye, müzakere sürecini başlatmaya çağırıyoruz.
* Kongremiz, Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’a karşı uygulanan tecrit politikasını bir kez daha mahkum ederek, Sayın Öcalan’ın sağlık ve özgürlük koşullarının sağlanması konusundaki ısrarlı talebini ve çağrısını bir kez daha yineler. Bunun sağlanması, diyalog ve müzakere sürecinin yeniden başlatılması ve Kürt sorununun demokratik-barışçıl çözümünün önünü açacağına inanmaktadır.
* Kongremiz özelde Kürdistan, genelde Türkiye’de yürürlüğe konulan kirli savaş politikalarının hedefi haline getirilen kadın ve çocukların teşhir ve istismarına dayalı cinsiyetçi politikaları şiddetle kınar ve kadınların buna karşı yürüttüğü mücadelenin yanında olduğunu belirtir.
* Kongremiz, Sur ve Silopi’de başlayan halkımızın hayat alanlarına ve kültürüne dönük “kamulaştırma” adı altında gasp edilmesini şiddetle kınar, bunu halkımızı” cezalandırma” ve intikam alma politikasının bir parçası olarak görür. Bu konuda bütün kurumlarımız ve sivil toplum örgütleri ve halkımızla birlikte bunun karşısında duracağımızı ve mücadelemizi kararlıkla sürdüreceğimizi belirtiyoruz.
* Kongremiz, Devletin ve AKP hükümetinin Türkiye’deki demokrasi güçleri, basın çalışanları, bilim insanları başta olmak üzere, topyekûn demokratik muhalefete karşı geliştirdiği baskı, sindirme, gözaltı ve tutuklama politikalarını ve uygulamalarını Türkiye Demokrasisi ve ortak geleceğimiz adına bir tehdit olarak görür ve şiddetle kınar. Bu bilinçle tüm demokrasi güçlerinin yanında olduğunu açıklar.
* Kongremiz halklarımızın öz iradesi ile seçilmiş Halkların Demokratik Partisi milletvekillerinin dokunulmazlıkların kaldırılmasını, DBP belediye eşbaşkanlarının görevden alınarak tutuklanmalarını siyasi soykırım olarak görüyor ve buna dönük geliştirilen politikaları kabul etmiyor, bu konuda sonuna kadar HDP Milletvekillerimizin ve DBP belediye Eş başkanlarımızın mücadelesinin yanında olacağımızı belirtiyoruz.
* Kongremiz, Rojava halkları ve demokrasi güçlerinin Demokratik Suriye’nin inşası ve birliği açısından son derece önemli ‘Rojava-Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’ kararını tarihi bir karar olarak değerlendirir ve destekler. Bunu Self Determinasyon hakkının tezahürü olarak görür.
* KDP’nin Sêmelka Sınır Kapısı’nı kapatması ulusal birliği zedeleyen bir yaklaşım olarak görüyor ve bu sınır kapısının derhal açılması çağrısında bulunuyoruz.
* Kongremiz, tüm Kürdistan parçalarında halkımızın özgürlüğe en yakın olduğu tarihi bir dönemden geçtiğimizi vurgulayarak, bütün Kürdistani güçleri ve siyasi partileri ulusal birlik ruhu ve bilinci ile mücadele etmeye; birliğimize, halkımızın çıkarlarına zarar verecek tutum ve açıklamalardan kaçınmaya; ulusal birliğimiz ve geleceğimiz açısından son derece önemsediğimiz ve stratejik gördüğümüz Ulusal Kongre çalışmalarını başlatarak gerçekleştirmeye çağırır.
DİHA – 26/03/2016